20 Nisan 2009 Pazartesi

oysa, o'ysan, o' olsan, o' solusan; biz çok farklıydık

20 Nisan 2009 Pazartesi
biz farklıydık seninle. ama öyle, her insanın kendisini farklı hissetmesinden de farklı bi' his bu. kendini farklı; seçilmiş, bir gün bir süper kahraman olacak gibi, bir gün parmakla gösterilecek kadar ünlü biri, kendini kocaman bir gün hissedip, sanacak küçük bir çocuğun hayal dünyasından da öte bir farklılık. uzun süre yalnız kaldım ya da ben öyle hissettim. fakat, farketmez; yalnız kalmış ya da bırakılmış olmak. sonuç ihtibariyle, bunu, tam olarak böyle hissettim. kendimi yazmaya o kadar alıştırdım ki... konuş diyordu bana. senin hakkında bi' şey bilmiyorum. hiçbir şey anlatmıyorsun. oysa, benim seni tanımam lazım diyordu. tabii ki her insanın doğal hakkıdır bu. ama, sade doğal; en doğal değil. ne olursa olsun; ''uzun zaman'' diyebileceğim kadar bir süre, yazarak rahatlayan biriydim ben. yazarak anlatan, yazarak yaşayan. belki yazarak yaşlanacak. bunu böyle yapmış, yaşamış olmam; elbette konuşmamamı gerektirmez. aslında hiç konuşmuyor da değilim. belki o fazla konuşuyor, belki ben sessizliği seviyorum. bilemem. aslında bilirim. sessizliğe aşığım ben. 20'li yaşlarda, 70'li yaşlarını yaşayan, yaşlı bir ''moruque'' gibi hissediyorum zaman zaman. oysa sadece 89'luyum. oysa hala çocuğum. oysa hayallerim olmalı, oysa aynı yahut farklı kadınla-rla' birçok kez ilişki yaşayacağım; duygusal, cinsel, kariyervâri, mutluluk, huzur, deneyim, rahatlamak; yaşamak amaçlı. oysa kağıttan yaptığım bıçaklarımı, bir türlü birilerine saplayamadım daha. oysa zannettiğin gibi katil ruhlu biri değilim aslında. duygusallık denilen olgunun, en dolgun himalayasında kalp kapakcıklarım ve kafesi. aslında yok bende o kafes. ele avuca sığmayan bir çocuk gibidir; bu yürek. bazen aptallaşır. kendim edinmedim; ırsi sanırım. ben isterim; jamaica sahillerinde bir evim olsun(aslında ülke farketmez. ''deniz kenarında bir evim olsun'' diyelim, biz o'na), o evin hemen önünde; ben hamakta, hafif uykulu bi' biçimde sallanırken; arka fonda, hafif hafif reggea çalsın isterim. arada içkimden yudumlayıp, huzur dolu bakışlarla etrafı kesmek isterim. bunları yaşarken ben, yanımda ol isterim. çılgınca sevişelim isterim. ben sessizleşip sustuğum zaman; yanıma uzanıp, hiç konuşmadan gözlerime bakmanı, sana uzun-uzun, sanki 3 dakika sonra ölecekmişçesine bakmak isterim. ben banyoda, tanrıların insan yaktıkları sobalarında, padişah sofralarında, sonsuzluğa uzanacağımız tahta yataklarımızda, hep yanımda ol isterim. sessizliği dinleyip, seni izlemeyi isterim. bazen yoruluyorum; bunu hissettiğinde bana bir süre, hiç konuşmadan sarılmanı isterim. saçlarına dokunup, koklamama izin vermelisin bu süre zarfında. hoşlanmadığın şeylerden, artık hoşlan isterim. ben geçmiş silerim. seni seviyorum çakma kate, orijin mükemmellik. seni çok seviyorum; bunu bil, anla, algıla, yaşa, unutma, hisset, sakla ve sarıl bana.''hiç bırakmayacak'' türden bir sarılma olsun bu. ya da bırakacaksan bile, hissettirme bunu bana. hissettirme ki ölmeyeyim; bedensel, zihinsel, ruhsal vb... seni, gerçekten seviyorum. sadece hisset ve artık soru sorma. inan, güven, sev. biz farklıydık; dans etmek istiyorum seninle. belki sabahlara kadar. ama, biz farklıydık seninle. dans eden çiftler, aralarında hep bi' muhabbet tutturup, dans etmenin güzelliğini; aslında sessizliğini yaşayamaz. aşkı tek elleriyle, tabiri caizse ''sakat'' tutarlar. biz dans ederken hiç konuşmayalım aşk. saçlarını bi'kaç toka ile tuttur; dans ederken. yüzünü, açık ve net görmek benim hakkım bu vals süresince. göz göze gelelim derler ya, bizim gözlerimiz hiç gitmesin; bu mantıkla birbirinden. ayaklarımız ağrıyana kadar dans edip, birbirimize kilitlenelim. ama, biz farklıydık seninle...

not: çok farklıydık. biz; birlikteyken bile ayrıydık...
 
Design by Pocket
This template is brought to you by : allblogtools.com Blogger Templates