1 Aralık 2009 Salı

don kişot'un amına koyan yel değirmeni

1 Aralık 2009 Salı
henüz işten çıkmışım, ağır ağır sokaklarda yollanıyorum. eve, sana doğru. aklımda, geleceğimize dair türlü planlar, hayaller. ne gerek varsa. gereksiz-miş lan tabii. neyse, ne kadar ağır yürüdüysem de; ''finish çizgisi''ne ramak kalmış. bi alt dudak, bi damak, bi an. apartmana girdim. hırsızmışım gibi, sessizce daireye doğru çıkıyorum. malum; kira problemleri. merdivenlerden yılan gibi süzülüp, kapı eşiğine gelmişim bile. anahtar diye bi'şey varmış. onu kullanarak açtım kapıyı. eve girdim, ama ses yok. odaları dolaştım, tek tek. 1+1 bi' daire için pek zor olmadı. kimsecikler yok. oysa, senin evde olman lazımdı. yerde, düzenli bi şekilde duran, bi yatak gördüm. aman tanrım, bu yatak. evet, bu alındığından beri hiç düzen görmemiş bi yatak. bizim yatağımız. ''ne alake'' lan dedim. ne bu düzen, tertip; nasıl olsa yine bozulacaktı. yatağın üzerinde bi mektup. tırsa tırsa oturdum yatağa, mektubu elime aldım. açıp, okumaya karar verdim. önce, gelirken aldığım şarabı açtım. anladım tabii, salak değilim; veda mektubuna benziyor bu. neyse, şarabı bi dikişte içtim; şişe, ''fondip''. dolu şişe kolay patlamazmış, boşalınca patladı. patlak verdi işte sonunda. ellerim kırmızı oldu. kıpkırımızı, kan. şimdi mektubu açabilirim. artık titremeyen ellerime, yine aldım mektubu. üzerine ismimi yazmış bi'de; sanki evde başka biri daha yaşıyor. mektup açıldı. şöyle bi açıldı, bi saçıldı, bi serpildi. büyüdü ellerimde felan. başladım okumaya; ''sevgilim, senden özür dilerim''. özür? ne içindi, pardon? ''sana karşı çok mahçubum. sadece senin kazandığın para ile, seninle yaşamak. artık zor geliyor.'' ulan salak, ne kazanıyorum, nasıl yaşıyoruz sanki? ''ben işe başladım. senin yeni haberin oluyor, böylece. aldığım ilk avans ile alışveriş yapmaya çıkıyorum. akşama doğru dönerim, merak etme''. kalkıp, lavaboya doğru gidiyorum. gözlerime bakıyorum aynada. yok, bakamıyorum. gözlerim yok. bi çift, kırmızı bilardo topu duruyor orada, gözlerimin olması gerektiği yerde. yok oluyorum, ''puff''. kendimde değilim. hangi yıldayız, zaman nasıl geçti hatırlamam. kapı açılıyor, sen geliyorsun. bana bakıyorsun, ellerindeki poşetler ''banki camping'' yapıyor. korkuyorsun, gözlerinde bu var. üzüldüğünü hatırlıyorum. sonra bağırdığımı; ''senin bulduğun işi de, yapacağın alışverişi de s*kerim ulan'' diye. bi anda elime geçirdiğim çivili beyzbol sopamı, kafana çakıyorum. öyle, kolayca, inşaat'a çivi çakar gibi. sonra sen yere düştün. bana bunu yapan, bu tarz düşünceleri içerisinde barındıran kafatasını açıyorum. beynini çıkarıyorum oradan. güzelce yıkayıp, temizliyorum. önce tuzlu suda biraz haşlıyor, daha sonra ''cızbızz'' için tava ayarlıyorum. hayır, ayarlayamadım. bi koşu alt komşudan kapıp, geri dönüyorum. salak değilim, üstüm başım temiz. elim sargılı, kana dair hiçbir şey yok. neyse, biraz tereyağını tavada eritiyorum. daha sonra doğradığım beynini tavaya atıyorum. biraz tuz, biraz ''tatlı kırmızı toz biber'' ekliyorum. ''pişirme işlemi tamam'' diyorum, telefon vasıtası ile beni boynuzladığın adama. ne yani, bilmediğimi mi sanıyordun? merak etme; ellerimle yedirdim o hastalıklı beynini, sevgiline. ama biliyor musun? seni en çok ben sevmiştim. en çok ben. ''aşk deliliktir'' derler. öyleyse, ben sana aşık olmuştum.

0 yazı hakkında yorum yapmak istiyorum:

 
Design by Pocket
This template is brought to you by : allblogtools.com Blogger Templates