8 Kasım 2010 Pazartesi
doğduk, yaşadık ve öldük; bu kadardı, bitti
8 Kasım 2010 Pazartesi
tanrı, siyah pelerinini güneşe attığı andan itibaren
başlıyor her yeni gün tekrarlanan savaş
pelerinin düşüş anı yavaş yavaş
karartıyor görüş açımı
bu resmen bir işkence sahnesi
bu resmen, el altından piyasaya sürülecek
bir gerilim filmi karesi, kurtarın kıçımı
dikiyorum gözlerimi gökyüzüne
uzun uzun bakıyorum ve simsiyah
her damla gözyaşı taşlaşıyor
her saniye bakışlarım başkalaşıyor
farkındayım her şeyin
bu ya bir günah diyeti
ya da bir sevda meselesi
siz buna gece diyorsunuz
aşıklar yaşam mücadelesi.
yine bir karanlık esareti, yine alkollü kullanıyordum bedenimi. sokaklar, girdiğim her sokak, bütün sokak lambaları gözlerimden kaçırdı gözlerini. yapılanların adil olmadığına şahit oldular onlar. bir terazinin parçalanmasına tanık oldular onlar, adet edilmiş bir adaletsizlik katliamına. elimde emanet gibi duran içki şişesiyle konuşuyordum ara sıra. o kadar çok içmiştim ki emanet gibi duruyordu şişe ile birlikte her şey. sokaklar bomboştu. yalnızca şarapçı baki'ye rastladım, neredeyse tüm şehri dolaşmama rağmen. şarap şişesini parçaladı bir kaldırım kenarında. parçalanan şişenin bir can parçasını aldı eline. hayır, ne intihar etti o an, ne de üstüme yürüdü sefaletimi çizmek için. sızıp kaldı şişe parçalarının arasında. biliyor musunuz, hemen hemen her gece tekrarlar bunu o. ve her seferinde yenilgi, her defasında yaşadığı başarısızlıkla uyandığı yerden devam eder içmeye. ama şehrin ödü kopuyor bir gece başaracak diye. ama tanrı köpürüyor, bir sevda uğruna canına kıyacak diye. ne yapıp yapıp topladı yine içki parasını. baktı küflenmiş göz kapakları arasından çıkardığı gözleriyle. gel der gibi baktı sanki ve takıldım peşine. fazla yürümedik. öylesine boktan bir yerde durup çöktük resmen. temeli dinamitlerle patlatılmış binalar gibi, yediğimiz çelme sahnesinin tekrarlanması sanki.
düşünmeden ''enkaz'' dedi baki abi. enkaz dedi, bu amına koyduğumun hayatı. gel de kurtar bu sevdanın altında kalanları. gelip kurtarsana hadi içimdeki tutkuları. neden dünya başımıza yıkıldı, yıkılacak? çünkü bizim olan bu yapının temeli sağlam değil. harca yalan karışmış.
sevgiye ihanet
aşka sefalet
dürüstlüğe dalalet karışmış
beklemek dirayet
korunan emanet
ölümler felaket sayılmış
aşıklara sabretmek
ayrılıklara üzülmek
sevilene sevmek dayatılmış
o sabah bir aşık öldü, o an bozuldu büyü. ve onun son sözleri; ''iki dünya vardır, evet. biz iki dünya arasında kaldık evlat. kendimizi düşündüğümüz, etrafımızda uydumuz zannettiğimiz ve sadece bize bahşedilmiş sandığımız bir dünya. insanlığı düşündüğümüz, etrafımıza yardım etmeye çalıştığımız ve onlara adandığımızı varsaydığımız ikinci dünya. büyük adamlara seçenek tanınmaz ufaklık, onlara hep araf bırakılmış'' oldu. oysa sadece bir gölgeydi, kayboldu.
3 Kasım 2010 Çarşamba
kürtaj
3 Kasım 2010 Çarşamba
siz kolunuzda sevginizin azraili ile gidiyordunuz kasaplara
o günahsız, o şekli şeytanı andırmayan temiz ruhlardan arınmaya
biz meyhanelere giderdik o zamanlar kürtaja
içimizde bir zamana kadar farkında olmadığımız
daha sonra yüreklerimize vurulan sevdaları meze yaptığımız
e içerdik işte tekrar içimizi dışımıza çıkarana kadar
ve içerdik işte; tek eylem bu, düşünerek yaptığımız...
o günahsız, o şekli şeytanı andırmayan temiz ruhlardan arınmaya
biz meyhanelere giderdik o zamanlar kürtaja
içimizde bir zamana kadar farkında olmadığımız
daha sonra yüreklerimize vurulan sevdaları meze yaptığımız
e içerdik işte tekrar içimizi dışımıza çıkarana kadar
ve içerdik işte; tek eylem bu, düşünerek yaptığımız...
28 Ekim 2010 Perşembe
ama nasıl
28 Ekim 2010 Perşembe
ey bana ilk içkimi tattıran kadın!
sen güzelliğine çok güvenirdin, bense duygularıma
bu yüzden
ya bir ayna karşısında son bulacak beğenilerin
ya da seni ben kadar sevmeyen bir adamın
güzelliğine boşaldığı anda şakaklarında
ve benim ölümüm
ben muhtemelen ölmek üzereyken baskıya vereceğim ilk ve son kitabımın
sayfaların, satırların
ve can vereceğim
ve can vereceğim tükenmez sevdaların candamarlarında
ey beni aşk ile sınamakta olan, sen
sen aynalara çok güvenirdin, bense mısralarıma
bu yüzden
ya bir yansıma sırasında son bulacak güzelliğin
ya da sana ben gibi bakmayan bir adamın gözkapaklarında
ve benim sonum
ben muhtemelen yine seni daha yoğun hissetmek için aldığım bir içkinin
o son bardağında
ey beni mezartaşı olmayacak bir toprağa sokan, sev
sen güç zannettiğin o görgüsüzlüklere çok aşıktın
bense yalnızca sana
bu yüzden
ya pahalı taşlarla çevrili, fiyakalı bir mezartaşı olan
ve çiçekleri hiç eksik olmayacak
bakımlı bir toprağa bırakılacaksın yavaşça
ya da hiç çürümeyeceğin masalsı bir cam kavanoza
mesela ben
ben
ya bir tek gününü sensiz yaşamayı reddettiğim şu hataya
pardon, hayata veda ederken ezkaza
çünkü bir lanetti bu ve görünmez
yani cidden görünmez bir kaza
ya da
ya da yokolacağım yine gözlerinin
bakışlarının yoğunluğunda
belki de seni ilk gördüğüm yerde
o son intiharım sırasında…
15 Ekim 2010 Cuma
aşk bir yağmur damlasıydı mevsimini bekleyen
15 Ekim 2010 Cuma
bana yanlış yapanların ta iç cephelerine boşalayım.
cephe dedik, bir ölüm kalım ortasında
derken taarruza geçti denge düşmanları
et' kemik ile, ruh' beden ile, beyin' kalp ile bir savaşa girişti
bir savaş diyorum
çünkü sonunda bir kazanan, bir kaybeden olacak
bir savaş diyorum
çünkü sonunda kazançlar ve kayıplar olacak
bir savaş diyorum
çünkü bir ömre fazla ikilikler
biraz yavaş diyorum, evet
biraz yavaş diyorum
çünkü ölümü beklemiyorum
yine hiçbi' şey beklemeyerek yürürken
bir yağmur damlası çaktı gökyüzü
tavanımdan tabanıma ince yollu akarak
tek bir damla ile ıslanabilme yeteneğine sahibim
tek bir bakışın ile sana taparcasına aşık olmam şahittir buna
gittiğin her şehirde birini aramak nasıl bir duygu
bence bir lanet bu
ve belki büyü
e büyü dedik biraz, öyle çık karşıma
derken karşıt düşüncelere tahammül kalmamaya başladı
sağ gözüm sol gözüm ile, sağ kulağım sol kulağım ile, ve ellerim birbirleriyle
bu bir oyun dedi burnum
sen de bir koyun dedi dudaklarım
ısırıp, kanattım onları
dedik ya tahammül kalmadı
biraz ısınıp açtım kanatlarımı sonra
pilot olmak bize bahşedilmiş bir şey sonuçta
genetiğimizde var bu
yine seni düşünerek içerken
bir lav püskürdü ve yaktı yeryüzü
dudaklarımdan kalbime incelikli damlayarak
tek bir adımla ölebilirim
tek bir anımla yineleyerek sevmem seni, şahittir buna
gördüğün her kişide ondan bir şeyler farketmek nasıl bir duygu
bence delilik bu
ve belki düğüm
çünkü bir ömre fazla net bir yaşam
benim birini sevmem bile kendi içimde bir savaş
biraz yavaş diyorum, evet
biraz yavaş diyorum
çünkü ölümü özlemiyorum.
cephe dedik, bir ölüm kalım ortasında
derken taarruza geçti denge düşmanları
et' kemik ile, ruh' beden ile, beyin' kalp ile bir savaşa girişti
bir savaş diyorum
çünkü sonunda bir kazanan, bir kaybeden olacak
bir savaş diyorum
çünkü sonunda kazançlar ve kayıplar olacak
bir savaş diyorum
çünkü bir ömre fazla ikilikler
biraz yavaş diyorum, evet
biraz yavaş diyorum
çünkü ölümü beklemiyorum
yine hiçbi' şey beklemeyerek yürürken
bir yağmur damlası çaktı gökyüzü
tavanımdan tabanıma ince yollu akarak
tek bir damla ile ıslanabilme yeteneğine sahibim
tek bir bakışın ile sana taparcasına aşık olmam şahittir buna
gittiğin her şehirde birini aramak nasıl bir duygu
bence bir lanet bu
ve belki büyü
e büyü dedik biraz, öyle çık karşıma
derken karşıt düşüncelere tahammül kalmamaya başladı
sağ gözüm sol gözüm ile, sağ kulağım sol kulağım ile, ve ellerim birbirleriyle
bu bir oyun dedi burnum
sen de bir koyun dedi dudaklarım
ısırıp, kanattım onları
dedik ya tahammül kalmadı
biraz ısınıp açtım kanatlarımı sonra
pilot olmak bize bahşedilmiş bir şey sonuçta
genetiğimizde var bu
yine seni düşünerek içerken
bir lav püskürdü ve yaktı yeryüzü
dudaklarımdan kalbime incelikli damlayarak
tek bir adımla ölebilirim
tek bir anımla yineleyerek sevmem seni, şahittir buna
gördüğün her kişide ondan bir şeyler farketmek nasıl bir duygu
bence delilik bu
ve belki düğüm
çünkü bir ömre fazla net bir yaşam
benim birini sevmem bile kendi içimde bir savaş
biraz yavaş diyorum, evet
biraz yavaş diyorum
çünkü ölümü özlemiyorum.
19 Eylül 2010 Pazar
zaman
19 Eylül 2010 Pazar
kim olduğum mu? siktir et. ''sen benim kim olduğumu biliyor musun'' değil, sen benim kim olacağımı biliyor musun!? zamanı soruyordun? aynaya bak güzellik. insan beynini kontrol altına alana kadar, zaman, insanın ta kendisiydi.
sonra sonra aşk ateşinde yanmayanlar için zaman bir saat kavramı oldu. sora sora bu vakit sorusunu, her şeyi nakit kabul eder oldular. sevdalar nakit, sevişmeler nakit. her şey, ama her şey bu boktan ve monoton tarzda ilerliyor. sen bana aldırma ama! yüzüme bak sevgili. zamanın, seni unutması için kaç asır gerekli. kaç nesil gerekli ulan bizim aşkımızı unutmaları için? tamam, kusura bakma sınırı aştım biraz. zaten bitmiş bir şeyin ardından konuşmamız hata. kendimi aptal maç yorumcuları gibi hissediyorum. biz bilmiyor muyuz arkadaş maç seyretmeyi, tekrar izlemeyi? ama olmuyor. ben mesela, seni defalarca seyrediyorum gözümü kapatmış, yüzünü aklımda tutmaya çalışırken. ben mesela, seni tekrar tekrar seviyorum kalemi bırakmış, aşkı aklımda tutmaya çalışırken. ve ben mesela, her sabah uyandığımda, her yeni gün, her nefes alış ve verişlerimi hissettiğim andan itibaren ve yineleyerek, tekrar tekraar yaşamaya çalışıyorum, sırf seni biraz daha uzun sevebilmek için. zamanı alıyorum karşıma gülüm, kendimi alıyorum karşıma sadece içimden beni atıp, biraz daha sen hissetmek için.
insanın sevdikleri nerede ise memleketi orasıymış, evet. insanın sevgileri ne zaman karşılıklı ise milat tam o vakitmiş, evet. ve evet, insanın takvimi sevdiğini bulduğu gün başlarmış. yahu zamansız bırakıp gittin sen be. vakitsiz ve takvimsiz. tarihi şaibeli bir aşk bıraktın geride, yazarına rüşvet verilmiş ve sonu-başı değiştirilmiş bir roman.
ve bir sokak şairi bıraktın geride sen. bir kaldırım taşına oturmuş seni düşünen, sokak lambaları patlamış bir yerde yine seni, yine sana yazan ve evet, gözleri görmezken yazan birini bıraktın. seni gördüğü anda gözlerini ondan aldığın, seni düşündüğü anda sözlerini ondan gaspettiğin, seni sevdiği her dakika ona zulmettiğin birisi. seni kağıda dökmeye kalktığı vakit kalemi elinden alınıp, düşünce suçundan idamı gerçekleştirilen biri o.
sonra sonra aşk ateşinde yanmayanlar için zaman bir saat kavramı oldu. sora sora bu vakit sorusunu, her şeyi nakit kabul eder oldular. sevdalar nakit, sevişmeler nakit. her şey, ama her şey bu boktan ve monoton tarzda ilerliyor. sen bana aldırma ama! yüzüme bak sevgili. zamanın, seni unutması için kaç asır gerekli. kaç nesil gerekli ulan bizim aşkımızı unutmaları için? tamam, kusura bakma sınırı aştım biraz. zaten bitmiş bir şeyin ardından konuşmamız hata. kendimi aptal maç yorumcuları gibi hissediyorum. biz bilmiyor muyuz arkadaş maç seyretmeyi, tekrar izlemeyi? ama olmuyor. ben mesela, seni defalarca seyrediyorum gözümü kapatmış, yüzünü aklımda tutmaya çalışırken. ben mesela, seni tekrar tekrar seviyorum kalemi bırakmış, aşkı aklımda tutmaya çalışırken. ve ben mesela, her sabah uyandığımda, her yeni gün, her nefes alış ve verişlerimi hissettiğim andan itibaren ve yineleyerek, tekrar tekraar yaşamaya çalışıyorum, sırf seni biraz daha uzun sevebilmek için. zamanı alıyorum karşıma gülüm, kendimi alıyorum karşıma sadece içimden beni atıp, biraz daha sen hissetmek için.
insanın sevdikleri nerede ise memleketi orasıymış, evet. insanın sevgileri ne zaman karşılıklı ise milat tam o vakitmiş, evet. ve evet, insanın takvimi sevdiğini bulduğu gün başlarmış. yahu zamansız bırakıp gittin sen be. vakitsiz ve takvimsiz. tarihi şaibeli bir aşk bıraktın geride, yazarına rüşvet verilmiş ve sonu-başı değiştirilmiş bir roman.
ve bir sokak şairi bıraktın geride sen. bir kaldırım taşına oturmuş seni düşünen, sokak lambaları patlamış bir yerde yine seni, yine sana yazan ve evet, gözleri görmezken yazan birini bıraktın. seni gördüğü anda gözlerini ondan aldığın, seni düşündüğü anda sözlerini ondan gaspettiğin, seni sevdiği her dakika ona zulmettiğin birisi. seni kağıda dökmeye kalktığı vakit kalemi elinden alınıp, düşünce suçundan idamı gerçekleştirilen biri o.
8 Eylül 2010 Çarşamba
günlerden virgül
8 Eylül 2010 Çarşamba
günler arasına virgül koyup
devam ettiğim şu hayatta
nokta olmayı erteleyen bir bedeni
sürüklüyorum takvim yaprakları arasında
her kadehte iki nokta üst üste gelip
her aşık tavırlarımda
noktalı virgül oluyorum aslında
''bana kelime oyunu yapma''
dediğini duyar gibi oluyorum
ne büyük terbiyesizlik senin şu yaptığın be!
oysa benim şu halim
senin ağzından çıkan kelimelerin
algılarımda oynadığı oyununun son sahnesi, son satırı bir de
üstelik ardında
sevgi ve ilgiden yoksun bir gençlik geçirmiş
bir kız görmüştüm, hep küçük, temiz kalmayı başarabilmiş
ve söyle
aslında o hatırında kalanlar
hissettiğim şeyleri ve gerçekleri yansıtmıyordu de
seni seviyorum de
ama beni seviyor musun deme
şunu sorma artık sevgim inzivaya çekildiğinde
hayır yanıtımı almandan korkuyorum
bilmem, inanır mısın
kendime itirafını yapamayacak kadar
bilemiyorum
daha kötü ne olabilir
ikimizden birinin gizlice
üzülmesinden
susuyorum göz göze geldiğimizde
çekiniyorum
sessizliği, bir kelimemin bile sinsice
öpmesinden.
devam ettiğim şu hayatta
nokta olmayı erteleyen bir bedeni
sürüklüyorum takvim yaprakları arasında
her kadehte iki nokta üst üste gelip
her aşık tavırlarımda
noktalı virgül oluyorum aslında
''bana kelime oyunu yapma''
dediğini duyar gibi oluyorum
ne büyük terbiyesizlik senin şu yaptığın be!
oysa benim şu halim
senin ağzından çıkan kelimelerin
algılarımda oynadığı oyununun son sahnesi, son satırı bir de
üstelik ardında
sevgi ve ilgiden yoksun bir gençlik geçirmiş
bir kız görmüştüm, hep küçük, temiz kalmayı başarabilmiş
ve söyle
aslında o hatırında kalanlar
hissettiğim şeyleri ve gerçekleri yansıtmıyordu de
seni seviyorum de
ama beni seviyor musun deme
şunu sorma artık sevgim inzivaya çekildiğinde
hayır yanıtımı almandan korkuyorum
bilmem, inanır mısın
kendime itirafını yapamayacak kadar
bilemiyorum
daha kötü ne olabilir
ikimizden birinin gizlice
üzülmesinden
susuyorum göz göze geldiğimizde
çekiniyorum
sessizliği, bir kelimemin bile sinsice
öpmesinden.
25 Ağustos 2010 Çarşamba
nasihat yasağı / part 99
25 Ağustos 2010 Çarşamba
- senin hayat çizgin doğrultusunda olması şart değil, biraz meyli olsun yeterli. efkara bağlar ve başlarsın anlatmaya. ona o yolları anlatırsın. tamam haz almazsın bundan ve gurur da duymazsın belki. ama ona izleyeceği filmi anlatma cüretini bulursun kendinde. ona sormadan üstelik. işte en büyük ibneliklerden biri. dünya üzerinde yapılacak olan ve en büyük ibnelikleri sıralayacak bir ankette ilk 3'ü zorlamalı bu. cidden büyük totoşluk. neden ilk 3'ü zorlamalı? neden birinci olamaz? çünkü ona anlatmana bakılırsa filmin sonunu senin de görmediğin sonucu çıkar burdan. ve son önemlidir. sonlar, vedalar ve ölümler önemlidir. filmin sonunu da anlatsaydın eğer birinciydin be. sadece sahneleri anlattın ona. sadece yüklemini yitirmiş olacaklardan bahsetmeye kalkıştın. olsun, ama bu da büyük ibneliktir. dilini koparır, gözlerini oyarım senin. anlatamaz, sonunu göremezsin. bunu okumadan önceki ibnelik son ibneliğin olsun senin. bir kişiyi bile aklından mahrum bıraksak ne mutlu. ne mutlu yaşamı boyunca sessizliğini korumuş ve koruyacak olanlara. ne mutlu ölümlü tanrılara. ona ayağının takılacağı taşın yerini söyleyemezsin, çünkü böyle bir hakkın yok. hoş, olsa da yine gidip takacak ayağını. herkes böyledir çünkü. deneriz biz. o taşın ağırlığını ve sertliğini deneriz. ve sertliğini, evet. ''deneme yanılma yöntemi'' saçmalığına bayılırız. inanmayız biz. sizin inancınızı gördüm çünkü. sizin inancınızı gördük çünkü. siz inandığınıza sırtınızı dönersiniz. siz göt korkususunuz. siz götsünüz. hepiniz gö.......
+ ardında, arkandan ağlayacak sevdiklerin varsa eğer, bana bulaşma.
- şu insanlar tarafından görülemeyen, duyulamayan ve okunamayan bir adam. ölü biri ölmekten korkmaz stue.
+ bırak bu kelime oyunlarını. uzak dur benden. uzak dur kalabalıktan. çünkü korkuyorsun. benimle bir kalabalığa hitap eder gibi konuşman bu yüzden. korkuların var senin. 2 kişi olmaktan bile delirircesine korkuyorsun. sen teksin. sen yalnızsın. sen kalabalığa karışmaktan...
- kes sesini gödoş. korktuğum felan yok. yine aynı şeyi yapmaya çalışıyorsun. duygularımı ve düşüncelerimi, sanki seninkilerle aynıymış gibi kabullenmemi istiyorsun. bilinçaltımı buna zorluyorsun. beni zorluyorsun, sabrıma ''hata kodları'' planını uyguluyorsun. ben, sen değilim. ben sen olamam. sen, ben değilsin ve olamazsın.
+ sen olmamışsın zaten. daha bitmedi.
- bitti. sen öldün. ellerimle öldürdüm ben seni. parmaklarımı birer mızrakmış gibi sapladım kağıda. satırlar kan kaybediyor. başlığın ağır yaralı. sayfa düzeninde çatlaklar var. kaleminin ucu kırık. kurtulma şansın sıfırın altında eksi 99. (*)yaklaşık olarak, 10.5 derece geçmişsin çizgiyi. sınır ihlali, boyut iğfali ve ruh sağlığı ihmalinden suçlu bulundun. bu pimini çektiğin bir isyan, bu fitilini ateşlediğin bir insandır. bu şuur ihtilali sırasında bir suistimal ve 12 ay müebbet nisandır.
+ saçmalamadığına eminim, ama anlayamıyorum seni.
- bir ilk değilsin. ve bir son da değilsin. 99. korkma bu yüzden bitmeyebilir. sen mezarlıkta sadece bir mezar taşı olmaktan ibaret olacaksın. sen, kimseye hiçbir borcu kalmayan insanlara ibret olacaksın. bundan kurtulamayacaksın.
+ ben bahsettiğin mekanda ancak bekçi olabilirim. aylık 10 adet ölü beden maaş isterim. çalışmama göre prim. yiyebileceğim ölü tırnakları isterim.
- sadece iğrenç olmaya çalışıyorsun.
+ sen orda yatanlarla aynı toprağı paylaşacaksın. yalnızlığın sonunu gördüm.
- bu sefer iğrenç olmayı başardın.
+ çok yaşa.
- bu yalnızlığın sonu olmayacak. ancak bir başı vardı. bir başlığı da vardı. bir girişi, gelişmesi ve sonucu da. ama sonsuz bir şeyi çok yaşamak benim lanetim olacak. bu sözlerinin bir bedeli olacak. bu bedele bir cevap. sadece zamanını bekliyorum. zamanı gelince ikimizden biri ölmüş olacak.
(*): kuru buz derecesinden söz edilmekte. çıplak elle dokunduğunuz zaman derinize yapışabilecek ve derinizi sizden ayırabilecek bir şey. lanetli bir yaratık gibi tıpkı. ölü gibi.
+ ardında, arkandan ağlayacak sevdiklerin varsa eğer, bana bulaşma.
- şu insanlar tarafından görülemeyen, duyulamayan ve okunamayan bir adam. ölü biri ölmekten korkmaz stue.
+ bırak bu kelime oyunlarını. uzak dur benden. uzak dur kalabalıktan. çünkü korkuyorsun. benimle bir kalabalığa hitap eder gibi konuşman bu yüzden. korkuların var senin. 2 kişi olmaktan bile delirircesine korkuyorsun. sen teksin. sen yalnızsın. sen kalabalığa karışmaktan...
- kes sesini gödoş. korktuğum felan yok. yine aynı şeyi yapmaya çalışıyorsun. duygularımı ve düşüncelerimi, sanki seninkilerle aynıymış gibi kabullenmemi istiyorsun. bilinçaltımı buna zorluyorsun. beni zorluyorsun, sabrıma ''hata kodları'' planını uyguluyorsun. ben, sen değilim. ben sen olamam. sen, ben değilsin ve olamazsın.
+ sen olmamışsın zaten. daha bitmedi.
- bitti. sen öldün. ellerimle öldürdüm ben seni. parmaklarımı birer mızrakmış gibi sapladım kağıda. satırlar kan kaybediyor. başlığın ağır yaralı. sayfa düzeninde çatlaklar var. kaleminin ucu kırık. kurtulma şansın sıfırın altında eksi 99. (*)yaklaşık olarak, 10.5 derece geçmişsin çizgiyi. sınır ihlali, boyut iğfali ve ruh sağlığı ihmalinden suçlu bulundun. bu pimini çektiğin bir isyan, bu fitilini ateşlediğin bir insandır. bu şuur ihtilali sırasında bir suistimal ve 12 ay müebbet nisandır.
+ saçmalamadığına eminim, ama anlayamıyorum seni.
- bir ilk değilsin. ve bir son da değilsin. 99. korkma bu yüzden bitmeyebilir. sen mezarlıkta sadece bir mezar taşı olmaktan ibaret olacaksın. sen, kimseye hiçbir borcu kalmayan insanlara ibret olacaksın. bundan kurtulamayacaksın.
+ ben bahsettiğin mekanda ancak bekçi olabilirim. aylık 10 adet ölü beden maaş isterim. çalışmama göre prim. yiyebileceğim ölü tırnakları isterim.
- sadece iğrenç olmaya çalışıyorsun.
+ sen orda yatanlarla aynı toprağı paylaşacaksın. yalnızlığın sonunu gördüm.
- bu sefer iğrenç olmayı başardın.
+ çok yaşa.
- bu yalnızlığın sonu olmayacak. ancak bir başı vardı. bir başlığı da vardı. bir girişi, gelişmesi ve sonucu da. ama sonsuz bir şeyi çok yaşamak benim lanetim olacak. bu sözlerinin bir bedeli olacak. bu bedele bir cevap. sadece zamanını bekliyorum. zamanı gelince ikimizden biri ölmüş olacak.
(*): kuru buz derecesinden söz edilmekte. çıplak elle dokunduğunuz zaman derinize yapışabilecek ve derinizi sizden ayırabilecek bir şey. lanetli bir yaratık gibi tıpkı. ölü gibi.
21 Ağustos 2010 Cumartesi
nasıl bilirdiniz
21 Ağustos 2010 Cumartesi
şimdi, şu an ölsem
en sağnak insan, en çok 1 ay ağlar
ölenle ölünmez çünkü
ölüyle yaşanmaz da
ben seninle yaşıyorum ama
yaklaşık 5 senedir seninleyim de
kimse açıklayamaz bunu insanlığa.
şimdi, şu an dönsem
en inançlı insan, en çok 1 ay katlanır buna
bir kez giden, dönemez çünkü
gidenle yaşanmaz da
ben bu yürekle yaşıyorum ama
tam 5 senedir yaşıyorum da
kimse açıklayamaz bunu
hayatında bir kez
tek bir kez aşık olmuş olanlara.
en sağnak insan, en çok 1 ay ağlar
ölenle ölünmez çünkü
ölüyle yaşanmaz da
ben seninle yaşıyorum ama
yaklaşık 5 senedir seninleyim de
kimse açıklayamaz bunu insanlığa.
şimdi, şu an dönsem
en inançlı insan, en çok 1 ay katlanır buna
bir kez giden, dönemez çünkü
gidenle yaşanmaz da
ben bu yürekle yaşıyorum ama
tam 5 senedir yaşıyorum da
kimse açıklayamaz bunu
hayatında bir kez
tek bir kez aşık olmuş olanlara.
20 Ağustos 2010 Cuma
aynı adam
20 Ağustos 2010 Cuma
alemin bitik orospularıyla kuşatılmıştı vale surlarımın kalbi
zarar ziyan tablomu tartışmak için bir araya gelmiştik
ne yuvarlak dünya şövalyeleri ne de tahta çıkmak isteyen barbi
biz sevdamız için yaşayıp, sevdamız için ölmek üzere eğitilmiştik
ailemin düşüş dönemine isabet etmişti surlara salınan mermi
bir kırmızı gül düştü gözlerimin nemine, büyümek umuduyla
ne yarını yaşayacak dermanım var ne de geçmişime açılacak sergi
biz efkarımız ile çürüyüp, ihanetle yokedilmek üzere büyütülmüştük
zarar ziyan tablomu tartışmak için bir araya gelmiştik
ne yuvarlak dünya şövalyeleri ne de tahta çıkmak isteyen barbi
biz sevdamız için yaşayıp, sevdamız için ölmek üzere eğitilmiştik
ailemin düşüş dönemine isabet etmişti surlara salınan mermi
bir kırmızı gül düştü gözlerimin nemine, büyümek umuduyla
ne yarını yaşayacak dermanım var ne de geçmişime açılacak sergi
biz efkarımız ile çürüyüp, ihanetle yokedilmek üzere büyütülmüştük
8 Temmuz 2010 Perşembe
kan ve gül
8 Temmuz 2010 Perşembe
kendimi eski bilgisayarlar gibi hissetmeye başlamıştım son zamanlarda. teknoloji ilerledikçe geride kalmış, insanlar değiştikçe hep aynı kalmış. değişemediği için yavaş gelen, yavaş olduğu zannedilip, kullanıcısı tarafından ağza alınmayacak küfürlere maruz kalan bi' makina. evet, ağza alınmayacak. adın, ağza alınmayacak küfrümdü. gözlerin ruhuma ve bedenime mühür. dilimin bunalımda olması sözcüklerimi etkiledi, lakin sende gördüğüm şey diazemli bir masal perisi. göz kapaklarını aşağı çekmiş ve hafif bir tebessüm takınmıştın. iyi görünüyordun. brittany ölmüş, sen kalmıştın. sen yaşıyor ve belli etmiyordun. nefes alıp veriyor, ama bunu benden var gücünle saklıyordun. belki saklanıyordun. kıskanıyordun neşeni ve huzurunu. dur dur, başlamaya çalışıyorum. bi' yerlerde tutunmaya, tutmaya. ancak neresinden tutsam elimde kalıyor. neresinden başlasam, göz açıp kapatıncaya kadar bitiyor. bedenim yine ruhuma garnitür. şık bir şiir yalnızca sokaklarda, kral tacı çöplükte parıldıyor ve tahtın varisi mezarlıkta içiyor. efsanevi kişiler aslında hiç tanınmamış olanlar. söylesene, seni kaç kişi tanımakta? unutmalı, unutulmalısın. şansım yok. ben bahtıma küfür ederken, sen ''yaratıcı ile senin için konuşabilirim'' dedin. hicaz makamı dudaklarından farklı dillerde sözcükler fırlayıverdi. izlediğin bir filmin etkisinde zannettim seni önce. sonra utandım sahne ışıkları arasında. kalabalığın tepkisi bir kırmızı oldu yüzüm. dudaklarına değdi dudaklarım ve üzüldüm. hüznüm tanrıları intihar ettirecek cinsten. inceldiği yerden koptu yine kayış. kaygan zemin üzerinde sevişmek yasaklandı, ama fantazi serbest. gözyaşlarıma kalkan edindiğim gece sensizliği, bedenimde anlam veremediğim yaralar oluşmaya başladı. birtakım izlerde idi sahne sırası. bu son perdeye benziyordu. paranoya pelerini takınmış düşüncelerim ve tebessümlerim el ele tutuşup selamladılar kapanışı. kapanışlardan uzak duran, bitiş çizgisine hiç gelmeyecek olan, beyinlere ''wrong way'' uyarısı yollayacak şekilde bunalım tünellerindeyim. omuzlarıma ağır yükler edindim şimdi ben, sırf aklıma gelmeyesin diye sen. sadece daha büyük acılara açtım kollarımı, sırf senin yaraladığın yer kapatmasın diye yollarımı. şimdi bu yanlış yönde ilerlemeye devam edeceğim, ama sadece, sadece bu seferlik yazılmış olan gerçekleşmesin diye. bir defaya mahsus olsa da tanrı haksız çıksın diye. şimdi son bir nefes çekiyorum sigaramdan ve bir kez olsun kaderimi göt etmek için öpüyorum seni, ama bu defa dudaklarından.
4 Mayıs 2010 Salı
acele ve ecele memur bey
4 Mayıs 2010 Salı
bir düşün pençesinde buldum kendimi. hava siyahtı. hayır, karanlık değil, siyahtı. düşümde çırılçıplak uzanmıştım musalla taşına. ve imam yoktu etrafımda. pamuk? o da yoktu. pamuk ölmüştü 9 katlı kulenin çatı katından düştüğünde. aslında tam olarak o zaman ölmüştü. onu kucağıma alıp, hayvan hastanesine yetiştirmem, ilk ve son defa! üzerime kan ve idrar örnekleri bırakması felan... palavraydı. birden ıslatıldım. ıslandım. sen vardın yanımda. beni sen yıkayacaktın. kimseler yoktu başka. pamuk da. kedilerim öldü benim. evlat-lık-larım, çocuk-luk-larım. geçmiş zamanlarım yokoldu. pamuk arıyorsun kıçıma sokmak için. cico'yu ve pamuğu arıyorum geçmişten bir parça tatmak için. diğer deliklerim ilgilendirmiyor seni, farkındayım. dudaklarımı kesmişsin, ama parmaklarım duruyor. beni hiç tanıyamadığını bir tek musalla taşı biliyor. dur bir dakika! elbiselerin yok. tüm çıplaklığıyla bir ölü yıkama töreni bu. bu düşün yeniden kurgulanmaya ihtiyacı var. fakat bu defa seninle olmaz! çünkü seninle ilgili bütün düşler çıkmaz sokak. kapı çalınıyor birden. kalkıp kapıyı açıyorum. bir boyacı bu. daha önce nereleri, kimleri ve hangi düşleri boyadı bilemem. ''kapıları boyayacaktım bizimoğlan'' dedi. adama baktım, hiç konuşmadım. sonra oturdum yatağıma. ''düş boyar mısın abi'' dedim. yüzüme baktı bomboş bir ifadeyle. gözbebekleri yoktu. ''kapılar'' dedi sadece, yalnızca ''kapılar''. bir şey demedim. aynı düşe uyudum tekrar. hayır, bu aynı düş değil! başka bir şey bu. düşümde emre ölmüş, yunus kayıp. ölüm. sevgi bitmiş ölünce, saygı kayıp. hiçbir his ile haşır neşir olamıyor ve en önemlisi bir elinde yanan bir sigara, diğer elinde kaçıncı sayfasını okuduğuna dair hiçbir fikri olmayan bir kitap. ve eş zamanlı sıçma eylemi. olmuyor bunların hiçbiri. bu düşüm çok gerçekçi. hemen kayızlıyorum o yüzden. başka bir yerdeyim şimdi. sevgili dostum mickey mouse, cinderella'mı beceriyor. ve road runner ailesi çekirdek çitleyerek izleyip, alkış tutuyorlar. bu seferki pek ahlaksız. içinde bulunduğumuz zaman dilimine göre bu hiçbir şey. bozmuyor, devam ediyorum tabii. ''ahlak nedir'' diyor mickey. onu yatırıyorum yere ve gerçek anlamda ağzına sıçıyorum. insan dostuna işte, tam da bunu yapmaz diyorum, yapmamalı. özür diliyor ruhumdan. ruhum hasta ve hassas. ruh kanseriyim diyorum. onu yargılıyorum. tanrı ortalardan kaybolduğu zaman, bunu ben yapıyorum. türüm demi god. yæ, çünkü benim babam bir tanrı. ''kimse, kimsenin olmasın'' ha? işte bunu farklı şekillerde ve olduğu gibi algıladığım vakit, kabullendim yalnızlığı. hiçbir şeyim ve hiçbir kimsem olmayacak. ve dengesizlik vuku bulduğu yerde müebbet mahkum. ve vücudumdan akan su damlacıkları, ruhuma demir parmaklık. rutubet var lan. rutubetin olduğu yerde hastalık. hastayım, evet. oysa ne güzeldin sen. dudakların, burnun, boynun, bacakların... yahu vücudun diyelim biz. komple. ve vücudundan ayrı, çok ayrı bir yerde tuttuğum gözlerin. göz var izan vardı. gözlerin yıkık-devrik bir kralın, bir daha asla çıkamayacağı tahttı. hastaydın, evet. hastaydın ve bilmiyordun bunu. aynı olmama, bakışlarıma, sigarayı içişime ve belki sözlerime. ''ama büyük, çok büyük bir yanılgı içerisindesiniz mademoiselle''. kızıma telgraf çek doktor, hayatındaki en önemli erkek ölüyor... ruhumun kuklasıydı bedenim. her şeyin anlamsızlaşmasıyla, kendimi imha etmemdi ölüm sebebim. burnum kokuna aş.. burnumu kırdım! kanıyor.
benden hoşlandığını bildiğim halde, bir türlü tanışmadığım, hiç konuşmadığım ve ismini dahil bilmediğim o kıza; iç organlarım için sıradaydı insanlar. hey siz! güzel bayan, gidin buradan! yanlış mı algıladınız haykırışlarımı? kalbim? onu dağıtmıyor, kimselere veremiyorum. korkarım bedenimde çürümeye mahkum. ama alt dudağım şu kırmızı bereli bayanda. yetişebilir misiniz, bilemiyorum.
benden hoşlandığını bildiğim halde, bir türlü tanışmadığım, hiç konuşmadığım ve ismini dahil bilmediğim o kıza; iç organlarım için sıradaydı insanlar. hey siz! güzel bayan, gidin buradan! yanlış mı algıladınız haykırışlarımı? kalbim? onu dağıtmıyor, kimselere veremiyorum. korkarım bedenimde çürümeye mahkum. ama alt dudağım şu kırmızı bereli bayanda. yetişebilir misiniz, bilemiyorum.
21 Mart 2010 Pazar
yalnız sen
21 Mart 2010 Pazar
gözlerinde
yolunu kaybetmiş maktul şimdi evinde,
yüreğinde
kalbi duran aşık, sazında saklanıyor resitalleri beklercesine,
sesinde
ahraz gecelerin cinayet tanığı derdini kimseye anlatamayan,
nefesinde
ormanlar yanıyor, korucusu kaçırılıp kafasına sıkılan
tek kurşunla hayatını kaybetmiş,
teninde
danstan gerçekten anlayan bir çift vals ediyor
ruhlar aleminin alkışlarından yoksun,
ve dudakların.
dudaklarında
bir aşk can çekişiyor,
tek celsede idamı kararlaştırılan...
yolunu kaybetmiş maktul şimdi evinde,
yüreğinde
kalbi duran aşık, sazında saklanıyor resitalleri beklercesine,
sesinde
ahraz gecelerin cinayet tanığı derdini kimseye anlatamayan,
nefesinde
ormanlar yanıyor, korucusu kaçırılıp kafasına sıkılan
tek kurşunla hayatını kaybetmiş,
teninde
danstan gerçekten anlayan bir çift vals ediyor
ruhlar aleminin alkışlarından yoksun,
ve dudakların.
dudaklarında
bir aşk can çekişiyor,
tek celsede idamı kararlaştırılan...
19 Ocak 2010 Salı
günah şehrine 8 mil
19 Ocak 2010 Salı
brittany murphy'e
ölüm haberin ile; aşk, göbek deliğindeki gökdelenin 52. katından düştü mersin'e. britty, elma! nasıl oldu da bunu başarabildin? oysa göz göze gelmemiştik bile! tüm rötarlı aşk seferlerinde ölüm hissi duyulur britty. elma, duydun mu? elimde, bi' kadeh ''hayvansavar itöldüren'' ile piyano başı mesaisindeyim. soundtrack ''habanera from carmen''. senin için çaldırıyorum. paranın önemi yok, ama elma! en başta, kamuoyu karşıydı aşkımıza. ajdar ''beyinsel hayır'', acun ''yokum'', recepciğim ''van minüt'', şener şen ''tufphh, ben istemem'' dediler. ve daha neler neler. her şey tersine döndü ölümün ile birlikte. genital bölgeleri lavanta kokuyor sokakların. ama bedenle ilgisi yok, bekaretini koruyordu aşkımız. derin metraj binaların kamufle etmeye çalıştığı mersin'i izler gibi, izlerdim ben seni. yarım yamalak. ama bilirdim asıl görüntüyü. hani o milyonlarca kopyası bulunan makalenin, el yazması aklımdaydı yani. okumaya çalışırken sessizliği bozan kol saatimin, saniye çubuğuydun sen. en sessiz dakikaların bir çıtı. çıtı pıtı. sen ayırmaya çalışıyorsun bizi. ama şimdi nasıl kavuşacağız britty. hiç ölmeyecekmişim gibi. 9.kattan atsalar bedenimi, sakat kalır bela olurum yine mitoloji tanrılarına. esir olduğum satırların orospusuyum ya britty, hemen çeviriyorum lafı; ne kavuşması, biz hiç ayrılmadık ki? sen doğrucu davuttun. erkeklerin huyudur kıyaslama; ''şu mu ben mi?'' diye sorduğum zaman, ''onu tanımıyorum tabii ki sen'' derdin. ama huyun kurusun; tanımadığın, bilmediğin yerlere gidebildin. hey britty, elma! sen, bu kışın ilk kötü haberiydin dünyaya. ilk doğa felaketi. tanrı'nın, yanına almakta zaman kaybettiği ey melek; sen bi' Tek. sen giriş ve gelişmesinden yoksun bir veda mektubu. kalbin çok hızlıydı yeryüzü için. bu yüzden hiç şaşırmıyorum; aramızdan ayrılmana, kalbinin neden olduğuna. yalan söylüyorum britty. şaşırmamak elde mi? şok ettin milleti; şok, makaleler zinciri. üzdün: hüzünlü aşıklar derneği. güldüğün zaman ''koupes'' rüzgarları estirip, hüzünlü zamanlarında ''blacksea trip'' kasırgalarıyla alayına cazeden. kahrettin. sigara ve aşk'ın lafını etmem aslında. ''kor''dan küle dönüşen hiçbi' şeyin lafı da edilmemeli hatta. ama sen başkaydın britty. hep kor. sırtüstü uzanacağım birazdan. belimden çakımı çıkarıp, açık bi' şekilde üzerime koyacağım. sonra, sonra uzun zamandır yapmadığım bi' şey; tanrıya dua edeceğim. ruhumun bi' an önce bedenimi terketmesi hususunda. öncesinde bi' itirafta bulunayım sana; gözlerini bi' daha açamayacağını düşünmek çok acı verici. ve sana bunları yazmak. senin için yazmak... hazır da hissetmiyordum aslında kendimi. ama şunu iyi biliyorum ki; hiçbi' zaman da hazır hissetmeyecektim. öyle bir şey olamaz, olamaz, olamaz. bunca zaman karşılaşamamamız büyük şanssızlık. yanlış yer, yanlış kişiler, yanlış zamanlamalar. büyük yanlışlık. telafisi olamayanlardan. şimdi puzzle hiç bitmeyecek. parçalar eksik ve bazıları kayıp. sen eksiksin, ben kayboldum. ah, az kalsın unutuyordum; bizim bi' anlaşmamız vardı.
ama sen anlaşmaya uymuyorsun. daha ben doğduğumda, tanrı ile aramızda imzaladığımız anlaşmaya göre; elma dediğimde ortaya çıkıp, yanımda olacaktın. şimdi soruyorum; hanginiz ihanetin yönetmen koltuğunda?
ölümünden az biraz zaman sonra;
ve hayal kuramayacak kadar çürüdü insanlık. ve her şey bi' strateji savaşına dönüştü. çıkarlar doğrultusunda felan. ve aslında paranoya bulaşıcı bir hastalık değil. ve'lhasılı kelam; alem göt oldu. kuralları ''güç'' koydu. söylenenlere göre; herkes, en sonunda bu güce tapacak. faydası yok direnmenin... son direniş orduları mağlup. hayal gücüm; 10 oda, 4 salon, 3 tuvalet, 2 banyo. müstakil.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)

