bir düşün pençesinde buldum kendimi. hava siyahtı. hayır, karanlık değil, siyahtı. düşümde çırılçıplak uzanmıştım musalla taşına. ve imam yoktu etrafımda. pamuk? o da yoktu. pamuk ölmüştü 9 katlı kulenin çatı katından düştüğünde. aslında tam olarak o zaman ölmüştü. onu kucağıma alıp, hayvan hastanesine yetiştirmem, ilk ve son defa! üzerime kan ve idrar örnekleri bırakması felan... palavraydı. birden ıslatıldım. ıslandım. sen vardın yanımda. beni sen yıkayacaktın. kimseler yoktu başka. pamuk da. kedilerim öldü benim. evlat-lık-larım, çocuk-luk-larım. geçmiş zamanlarım yokoldu. pamuk arıyorsun kıçıma sokmak için. cico'yu ve pamuğu arıyorum geçmişten bir parça tatmak için. diğer deliklerim ilgilendirmiyor seni, farkındayım. dudaklarımı kesmişsin, ama parmaklarım duruyor. beni hiç tanıyamadığını bir tek musalla taşı biliyor. dur bir dakika! elbiselerin yok. tüm çıplaklığıyla bir ölü yıkama töreni bu. bu düşün yeniden kurgulanmaya ihtiyacı var. fakat bu defa seninle olmaz! çünkü seninle ilgili bütün düşler çıkmaz sokak. kapı çalınıyor birden. kalkıp kapıyı açıyorum. bir boyacı bu. daha önce nereleri, kimleri ve hangi düşleri boyadı bilemem. ''kapıları boyayacaktım bizimoğlan'' dedi. adama baktım, hiç konuşmadım. sonra oturdum yatağıma. ''düş boyar mısın abi'' dedim. yüzüme baktı bomboş bir ifadeyle. gözbebekleri yoktu. ''kapılar'' dedi sadece, yalnızca ''kapılar''. bir şey demedim. aynı düşe uyudum tekrar. hayır, bu aynı düş değil! başka bir şey bu. düşümde emre ölmüş, yunus kayıp. ölüm. sevgi bitmiş ölünce, saygı kayıp. hiçbir his ile haşır neşir olamıyor ve en önemlisi bir elinde yanan bir sigara, diğer elinde kaçıncı sayfasını okuduğuna dair hiçbir fikri olmayan bir kitap. ve eş zamanlı sıçma eylemi. olmuyor bunların hiçbiri. bu düşüm çok gerçekçi. hemen kayızlıyorum o yüzden. başka bir yerdeyim şimdi. sevgili dostum mickey mouse, cinderella'mı beceriyor. ve road runner ailesi çekirdek çitleyerek izleyip, alkış tutuyorlar. bu seferki pek ahlaksız. içinde bulunduğumuz zaman dilimine göre bu hiçbir şey. bozmuyor, devam ediyorum tabii. ''ahlak nedir'' diyor mickey. onu yatırıyorum yere ve gerçek anlamda ağzına sıçıyorum. insan dostuna işte, tam da bunu yapmaz diyorum, yapmamalı. özür diliyor ruhumdan. ruhum hasta ve hassas. ruh kanseriyim diyorum. onu yargılıyorum. tanrı ortalardan kaybolduğu zaman, bunu ben yapıyorum. türüm demi god. yæ, çünkü benim babam bir tanrı. ''kimse, kimsenin olmasın'' ha? işte bunu farklı şekillerde ve olduğu gibi algıladığım vakit, kabullendim yalnızlığı. hiçbir şeyim ve hiçbir kimsem olmayacak. ve dengesizlik vuku bulduğu yerde müebbet mahkum. ve vücudumdan akan su damlacıkları, ruhuma demir parmaklık. rutubet var lan. rutubetin olduğu yerde hastalık. hastayım, evet. oysa ne güzeldin sen. dudakların, burnun, boynun, bacakların... yahu vücudun diyelim biz. komple. ve vücudundan ayrı, çok ayrı bir yerde tuttuğum gözlerin. göz var izan vardı. gözlerin yıkık-devrik bir kralın, bir daha asla çıkamayacağı tahttı. hastaydın, evet. hastaydın ve bilmiyordun bunu. aynı olmama, bakışlarıma, sigarayı içişime ve belki sözlerime. ''ama büyük, çok büyük bir yanılgı içerisindesiniz mademoiselle''. kızıma telgraf çek doktor, hayatındaki en önemli erkek ölüyor... ruhumun kuklasıydı bedenim. her şeyin anlamsızlaşmasıyla, kendimi imha etmemdi ölüm sebebim. burnum kokuna aş.. burnumu kırdım! kanıyor.
benden hoşlandığını bildiğim halde, bir türlü tanışmadığım, hiç konuşmadığım ve ismini dahil bilmediğim o kıza; iç organlarım için sıradaydı insanlar. hey siz! güzel bayan, gidin buradan! yanlış mı algıladınız haykırışlarımı? kalbim? onu dağıtmıyor, kimselere veremiyorum. korkarım bedenimde çürümeye mahkum. ama alt dudağım şu kırmızı bereli bayanda. yetişebilir misiniz, bilemiyorum.
4 Mayıs 2010 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
