8 Kasım 2010 Pazartesi

doğduk, yaşadık ve öldük; bu kadardı, bitti

8 Kasım 2010 Pazartesi

tanrı, siyah pelerinini güneşe attığı andan itibaren
başlıyor her yeni gün tekrarlanan savaş
pelerinin düşüş anı yavaş yavaş
karartıyor görüş açımı
bu resmen bir işkence sahnesi
bu resmen, el altından piyasaya sürülecek
bir gerilim filmi karesi, kurtarın kıçımı
dikiyorum gözlerimi gökyüzüne
uzun uzun bakıyorum ve simsiyah
her damla gözyaşı taşlaşıyor
her saniye bakışlarım başkalaşıyor
farkındayım her şeyin
bu ya bir günah diyeti
ya da bir sevda meselesi
siz buna gece diyorsunuz
aşıklar yaşam mücadelesi.




yine bir karanlık esareti, yine alkollü kullanıyordum bedenimi. sokaklar, girdiğim her sokak, bütün sokak lambaları gözlerimden kaçırdı gözlerini. yapılanların adil olmadığına şahit oldular onlar. bir terazinin parçalanmasına tanık oldular onlar, adet edilmiş bir adaletsizlik katliamına. elimde emanet gibi duran içki şişesiyle konuşuyordum ara sıra. o kadar çok içmiştim ki emanet gibi duruyordu şişe ile birlikte her şey. sokaklar bomboştu. yalnızca şarapçı baki'ye rastladım, neredeyse tüm şehri dolaşmama rağmen. şarap şişesini parçaladı bir kaldırım kenarında. parçalanan şişenin bir can parçasını aldı eline. hayır, ne intihar etti o an, ne de üstüme yürüdü sefaletimi çizmek için. sızıp kaldı şişe parçalarının arasında. biliyor musunuz, hemen hemen her gece tekrarlar bunu o. ve her seferinde yenilgi, her defasında yaşadığı başarısızlıkla uyandığı yerden devam eder içmeye. ama şehrin ödü kopuyor bir gece başaracak diye. ama tanrı köpürüyor, bir sevda uğruna canına kıyacak diye. ne yapıp yapıp topladı yine içki parasını. baktı küflenmiş göz kapakları arasından çıkardığı gözleriyle. gel der gibi baktı sanki ve takıldım peşine. fazla yürümedik. öylesine boktan bir yerde durup çöktük resmen. temeli dinamitlerle patlatılmış binalar gibi, yediğimiz çelme sahnesinin tekrarlanması sanki.


düşünmeden ''enkaz'' dedi baki abi. enkaz dedi, bu amına koyduğumun hayatı. gel de kurtar bu sevdanın altında kalanları. gelip kurtarsana hadi içimdeki tutkuları. neden dünya başımıza yıkıldı, yıkılacak? çünkü bizim olan bu yapının temeli sağlam değil. harca yalan karışmış.


sevgiye ihanet
aşka sefalet
dürüstlüğe dalalet karışmış
beklemek dirayet
korunan emanet
ölümler felaket sayılmış
aşıklara sabretmek
ayrılıklara üzülmek
sevilene sevmek dayatılmış


o sabah bir aşık öldü, o an bozuldu büyü. ve onun son sözleri; ''iki dünya vardır, evet. biz iki dünya arasında kaldık evlat. kendimizi düşündüğümüz, etrafımızda uydumuz zannettiğimiz ve sadece bize bahşedilmiş sandığımız bir dünya. insanlığı düşündüğümüz, etrafımıza yardım etmeye çalıştığımız ve onlara adandığımızı varsaydığımız ikinci dünya. büyük adamlara seçenek tanınmaz ufaklık, onlara hep araf bırakılmış'' oldu. oysa sadece bir gölgeydi, kayboldu.

0 yazı hakkında yorum yapmak istiyorum:

 
Design by Pocket
This template is brought to you by : allblogtools.com Blogger Templates