29 Nisan 2011 Cuma

terazi

29 Nisan 2011 Cuma
hayata dair düşüncelerim anlık ve değişken. insanlara dair de. kadınlara, içkilere ve yazılara da öyle. tanrı hakkında artık düşünmüyordum bile. sıkılmıştım düşünmekten. tanrı lehine ya da aleyhine her cümleyi, bir başka cümle çürütüyordu. cümlelerin biri, bir diğerini alt ediyor, anlamsızlaştırıyor ve boşluğa itiyordu. savaştan, boşluktan ve boş olan her şeyden sıkılıyordum artık. hayat... öyle boş. derin suları sevenler boğulmak için yaratılmışlardır. boğulmak bir erdemdir, bunu reddetmek terbiyesizlik. işte bu insanlara göre, reddetmek için terbiyesizce boğulmak en büyük erdemdir. nedir terbiye? sadece çeşitli katkılarla bir yemeğin kıvamını ayarlamaktır ya da eti pişirmeden önce birtakım karışımlar içinde bekletip, lezzeti arttımayı hedeflemektir. kesin olan tanımı budur belki de. başka bir tanımı varsa da değişkendir. buradan çıkarılmalıydım. çıkarılmazsam, sanıyorum sistem hata verecek. bir yerlerde yangına neden olacak hatalar. duman boğulmama neden olabilir. başkalarının boğulmasına. biraz suya ihtiyaç olabilirdi. su iyiydi. biraz alkol gerekti ya da. neden savaşmak zorundaydık? bunu bitirmeyi düşündüm. anlamsızdı. mantığıma uymuyordu içkileri, kadınları, sigarayı, kitapları ve kalemi bırakıp ölmek. öylece toprağın altına postalanmak. unutulmak koymazdı da, unutmak koyardı. her şeyi. keyifli olan, hüzünlü olan, komik olan ve anlamlı, anlamsız her boktan şeyi. ya da unutmak da umrumda değildi, bilemiyorum. hatırlamaya çalışmak sıkıcı. ve çok yalnızım. ah, ölümün karşı kefesine koyduğum şeyler arasında müzik de var. hayır, hatırlamaya çalışmadım. hep vardı. müziğin önemli bir yeri vardı. pek çok hayattan önemliydi. yangına neden olan kıvılcım, aleve yüz veren çıraydı müzik. son zamanlarda dinlediğim şarkıları beğenmiyordum. sözleri iyi değildi. para kazanma amacıyla saçma sapan şeyler yazıyorlardı insanlar. para kazanmasınlar demedim, para kazanma amacıyla küfür yemenin bir gereği yoktu. his bırakılıp ölünemezdi öylece. iyi hisler. sözleri olmayan, klasik müzikler dinlemeye başladım hatırlamadığım bir ara. hala iyi geliyor. güneş hala yakıyor. karanlık kiminde ürkme, kiminde özgürlük, kiminde ölüm, kiminde yalnızlık, kiminde kurtadam hissi uyandırıyor. gece olunca günle birlikte insan da değişebiliyor. her şey değişiyor. ölümün anlamı bile. gece olunca boş sokaklarda yürürken, öyle gündüz yürür gibi. aynı olmuyor işte. yalnızlık pekala daha acı verici. gündüzleri yalnız hissetmez insan kendini, zaman kavramını yitirmemiş biriyse tabii. karanlık çökünce, gece kasıyor. yalnızlık kasıyor. değişen her şeyi, beklenen her şeyi, bekleyen her şeyi daha yoğun kılıyor. alkolle harmanlıyor ve sokak lambalarının aydınlatmadığı kısımlardan, ayaklar altından akıp gidiyor. zaman gibi, her şey gibi. avuçlarımız bu tür şeyleri tutmak için yetersiz gibi görünmekte. denizler alacaktı bizi. toprağa döneceğimi umamam. ölüm sudan gelecekti, çünkü hayat ara ara parlayan bir cehennem aleviydi. geceleri ölmek ne kadar heycan vericiyse, gündüzler bedenini almak için bir o kadar asildi.'' şimdi iniş iznim var mı kule?

0 yazı hakkında yorum yapmak istiyorum:

 
Design by Pocket
This template is brought to you by : allblogtools.com Blogger Templates