24 Temmuz 2011 Pazar
overdose
24 Temmuz 2011 Pazar
şu anda çok kötü olduğumu farkedecek kadar kendimdeyim. ve fazla terliyorum. tamam, çok fazla terliyorum. normal değil bu. öyle ki, gözlerim uzun süredir yanıyormuşçasına canımı yakıyor. zaman kavramımı çoktan yitirmiş durumdayım. kaç saattir bu halde olduğum hakkında hiçbir fikrim yok. banyodayım. bu hale banyoda mı geldim, yoksa kötü hissettiğimden mi banyoya girdim bilemiyorum. hatırlayamıyorum. gözlerim kıpkırmızı ve terlemem sürüyor. gözlerimi farkettiğime göre aynaya bakıyor olmalıyım. net olarak bir görüntü yakalayamadım. çok bulanığım. her şey çok bulanık. birden yüzüme bir miktar su çarptı. ellerim kontrolüm dışında yüzüme su çarpıyor olmalı. normal şartlarda yüz yıkama diyebilirdim buna. saçlarım da ıslandı. lavaboyu tıkayıp suyla doldurmuşum. -muşum diyorum, çünkü benden başka kimse yok burada. girdiğimde böyle değildi muhtemelen. böyle olmamalı. kafamı suyun içine sokup gözlerimi açtım. bir süre lavaboyu inceledim. nefesim tükenene, nefes nefese kalana dek. bir anlamı yoktu, neden yaptığımı bilmiyordum. etrafıma bakmaya başladım. hiçbir şey net görünmüyordu, ama ne aradığımı da bilmiyordum. birden klozete oturdum. sandalye görevi görüyordu o anda. ellerim önden düğümlenmiş bir şekilde ileri geri sallanmaya başladım. terim banyo zeminini rahatlıkla ıslatabiliyordu. birden musluğun damlattığını keşfettim şu anda. belki dakikalardır bu durumda, ancak dikkatim esir olduğundan farkedemedim. dikkatimi toparlayamıyorum. salisede milyonlarca şey düşünüp, salisede milyarlarca çözümsüzlükle karşı karşıya kalmış düşünceler içindeyim. içinde olduğum bu durumdan çıkmam gerekli. musluk sesi beni rahat bırakmıyor, ama ben musluktan bahsettikçe sesi azalıyor. ve durdu. ya da algı mekanizmamın dışında kaldı bu ses, bilemiyorum. dikkatimi toparlamak için yılmadan mücadele ediyorum. sonra bir müzik sesi duyduğumu sanıyorum, belki kafamın içinde istemsiz tuttuğum bir ritim. mantığın uzağında, deliliğin kıyısında ve yolun ortasındayım. evet, yol ortasında uzanmış bir şekilde hayal ediyorum şu anda kendimi. asfalt ılık. çok iyi geliyor bu bana. masaj gibi, ama değil. birden yan dönüp kulağımı asfalta yapıştırıyorum. ılık hava beynime kadar işledi. tuhaf sanrılar ortasındayım. nasıl bu duruma düştüğümü bulamıyorum. biliyorum, oralarda bir yerlerde nedeni. birden zıplayarak kalkıyorum oturduğum klozetten. tekrar aynaya bakıyorum. sol kulağımı görememem dışında her şey normal, ama yine de bulanık. belki açı yüzünden kulağımla ilgili şey. müzik sesini tekrar farkettim. bach çalıyor yanılmıyorsam. brandenburg konçertosu, bir nolu adagio bu. öyle olmalı. kollarımı açıp dönmeye başlıyorum kendi etrafımda. gözlerim kapalı ve yüzüm tavana dönük. hiçbir şey düşünecek durumda değilim. içine davet edildiğim an çok fazla özel. müzik yavaşlıyor ve düşüyorum. banyonun içinde, yerde uzanıyorum. çok saçma bir durum, evet. sanki ölmeden önce bir şeyler söylemek için kullanılan son bir güçle, yerden kalkıyorum. tekrar lavabonun başına dikildim suya bakıyorum. ne kadar durdum o şekilde, bilmiyorum. bir göl kenarı hayal etmişimdir belki, o tarafları bulanık. net olan bir tarafı yok ki. nasıl kurtulabilirim, ben ona bakıyorum. etrafımı kesmeyi sürdürüyorum. sigara buldum çamaşır makinesi üzerinde. bir de kibrit. bir sigara yaktım ve tekrar etrafı kesmeye devam ettim. ne aradığımı bilmiyordum, ama buna son verecek bir şey olmalıydı. elimdeki sigaraya ne oldu? sigara paketi yerindeydi, ama kibrit yoktu. etrafta kesici bir şeyler var mı diye bakındım. yoktu. sigara paketine takıldı tekrar gözüm. ateşi bulmalıydım. gerekirse tekrar icat etmeliydim. kibriti buldum. yere düşmüş. vücudumdan hala boşalmakta olan terli bir bölüme değil ama. şanslıydım. kibrit kutusu nemlenseydi gerçekten ateşi tekrar bulmam gerekebilirdi. paketten bir sigara çıkardım. bir filmde gördüklerimi uygulamaya koyuldum. sigara izmaritinin birini yırtarak koparttım. dişimle pamuğunu biraz dışarı çıkardım. bir kibrit çaktım ve ateşle pamuğu biraz yumuşattım. lavabo kenarını kurulayıp, baş parmağım ve lavabo kenarı arasında ezmeye başladım pamuğu. evet pamuğu, izmaritten kafasını uzatıp bana bakan pamuğu. tekrar bir kibrit çakıp biraz daha yumuşattım ve tekrar ezdim. keskin bir halde neredeyse. iki kibriti daha bu çaba rotasında harcadım. neredeyse kusursuz. bu hazırladığım keskin cisimle bileklerimi kesip, lavabonun içine soktum ellerimi. bunu yaparken aklımın başında olmayışını avantaj olarak kullandım. tereddütsüz ve kusursuzdu. lavabodaki su gittikçe renk değiştiriyordu. ama çok sanatsal bir süreçti bu. bu anımla bir sürü ödül toplayabilirdim, görüntülemiş olsaydım. tekrar aynaya baktım. hafifçe gülümsedim sanki. biraz tebessüm bu durumu daha kötü hale getiremezdi. gözlerimden ikişer damla kan akmış gibi. zaten bulanık olan görüntü daha da bulanıklaştı. çok ilginç. gözlerim yuvalarından gevşeyip, lavaboya düştü. bu nasıl olabilirdi, hiçbir fikrim yoktu. tek bildiğim gözlerimin çok direndiği. artık karanlıktaydım. geceden ve zifirden daha karanlık. sayfalarca anlatmaya kalksam da, tarifi imkansıza yakın bir çaresizlik. ancak tekrar aydınlandı her şey. yüksek bir binanın çatısındayım ve güneş yüzüme vuruyor. ellerimi iki yana açmışım, sanki kenti kucaklıyorum. güneş anlamını yitiriyor ve her şey gitgide soğuyor. hiz limitimi aşmışım, belki rüzgarı selamlıyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 yazı hakkında yorum yapmak istiyorum:
Yaz olm yaz nolur yaz
Yorum Gönder