kadınları anlamak ya da anlayabilmek. bu ikisi farklı şeyler aslında; anlamak dediğimiz zaman, böyle artık bıkmış ''tamam, sensin.'' havasında biraz. asıl anlayabilmek çok önemli. bu kafaya yükselmek yani. kadınlarda aşırı derecede yaygın olan psikolojik bir hastalık var. psikolojik bir hastalık olduğunu anlayacak kadar kafam bassa da, terimleri bilmediğimden hastalığın adını koyacak bir taşağa sahip değilim. önce bunu belirtmeliydim yani. neden böyle konuşuyorum? kesinlikle varolan, olağan bir kuyruk acısı mı? işin temeli tabii ki böyle. yani kadınlara olan ilgi, alaka artıyor ister istemez. doğal yaşam alanlarında incelemeye başlıyorum onları. ve zaman zaman bu inceleme sonucu oluşan raporları paylaşabilirim. şimdi bazı insanlarda böyle bir şey var. hatta büyük bir çoğunluğunda, belki hepsinde. kaybedince tekrar denemek. iki kere ikinin dört etmesidir bu. kaybedince tekrar denememek peki? işte bu ise iki kere ikinin beş etmesidir. herhangi bir sayı sıfıra bölünmese de. bu güzel örneğimi, bir sonraki cümle sabote edemez yani. en azından o satırlık, iki kere iki beştir. neyse uzatmaya gerek yok, konuya dönelim. konu kadınlardı sanırım. zaten hep böyle olmadı mı? konu hep kadınlardı, evet. ve şimdi konu kadınların ikiye ayrılması. bahsettiğim bu hastalığı asırlardır bekliyormuşçasına kabullenenler ve bağışıklık sistemleri tanrısal olanlar. hastalığın belirtilerinden bile bazılarını tanımlandıramıyorum. en başa dönelim, herhangi bir ilişkinin başına mesela. bir kadınla ilişkiye başlarken, zavallı erkek zanneder ki sadece o kadınla bir ilişki yaşayacak. ne yazık... çok eşlilikten de taşlanan erkek, ne bilsin aldığı kumaları. bir mesaj atar, karşıdan gelen mesaj en az beş kadının ortak kararıdır. burada taşak meselesi mevcut tabii. bu sayı ikiye de düşer, tecrübeyle paralel. çok eşliliğe karşı hassas olan bu hanım kızımız, arkadaşlarıyla beraber bu adamla bir ilişkiye başlar, bittiğinde yalnızdır. olmadığını zannetse de yalnızdır. hastalığın bir belirtisi bu. ancak bu konu altında belirtiler daha bitmedi. beş kişiyi baz alarak, bu diğer dört kişinin akli dengesinden bahsedeceğim. şimdi bu diğer dört hanım kızımızdan, en az dördü akli dengesi yerinde olmayan kızlarımızdır. zaten dört demiştim, neden ''en az'' ibaresi kullandım? kişilik bölünmesi de bu hastalık belirtilerinden olduğu için, kesin bir dil kullanamadım orda. mesela bir tanesi çocuğu beğenir ve kıza ona göre bir stratejiyle yaklaşır. hatta çocuğa bile yaklaşabilir. ve hatta çocuk da bu şeytani şahsa kanabilir ve bu hanım kızımız sayesinde ''kuyruk sallama'' terimi tarihteki yerini alabilir. başka bir kızımız çocuğu beğenmez, çocuğu ona kuyruk acısını tattıran çocuğa benzetir ya da ''tüm erkeklere düşman: mod on''dur. üç numaralı hanım kızımız ise bu yanında olduğu arkadaşının aslında yanında değildir. kendisi gibi mutsuz olmasını ister ve büyük bir kıskançlığın kurbanı olan esas kıza verdiği zarar tahmin edilemez. dört numara tüm bunlardan habersiz yavru bir ceylandır ve bu üç manyağın elinde yetişeceğim diye uğraşır. esasen bu dördünden en manyağı budur, çünkü belli bir stratejisi yoktur. ''boynuz kulağı geçer'' sözü hesaba alınarak, en tehlikelisi bu dört numaradır. ya da direk kızdan hoşlanıyordur bu dört numara. düşük de olsa bu ihtimal de var yani. sonuçta en tehlikelisi bu dört numara. bir şekilde bu sağlıksız ortamda başlayan ve süren ilişki, bitmesiyle şaşırtmaz. sonra çocuk tezgahı kavrar ve kişiliklerle bağlantılı olanlar olur. ya da kavramaz, ama başka sebeplerden yine de ilişki biter. sonra yer, zaman, mekan ve roller değişerek bu oyun sürekli oynanır. bu oyunu geliştirenler de vardır tabii. manyaklıkta sınır tanımayanlar var. böyle değişik oyunlar sonucu insanlar conta yakarlar. kızlı erkekli bu değişik hastalar, hastalığı yayarak yaşamlarına devam ederler. başka bir yazımda erkek hastalarımızdan da bahsedeceğim.
açıklama: ''erkek değil mi, hepsi aynı'', ''kadın dediğin şöyle olur, böyle olur'' kafasını yaşayacak kadar hasta birisi değilim. ha ayrıca; mümkün olduğunca ahlaki eleştirilerde bulunmaktan kaçınan biriyim. ''ahlakı eleştirmek, ahlaki bir sorundur.'' sözü gelir hep aklıma. aslında böyle bir söz yok, yani yoktu. mümkün olduğunca dedim, çünkü insanlar... hastalar. ve bazı şeyler grip gibidir.
4 Ekim 2011 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
