20 Aralık 2012 Perşembe

çividen bir taç - seni çok

20 Aralık 2012 Perşembe
seviyorum. özlüyorum, ağlıyorum, düşlüyorum, yine ağlıyorum ve üşüyorum. çok üşüyorum. sonra tekrar ağlıyorum, içime içime ağlıyorum. bütün gücümü yitirdim, artık devrik bir kralım. krallığım, sıralı intiharlar eşliğinde tükenmekte. yorganı ağzıma kadar çekiyorum, yine de çok üşüyorum. bi’ yatağı tek başıma ısıtmayı başaramadım, bir de kadınlarla konuşmayı. hiç değişmediğimi düşünenler olabilir. yanılıyorlar. öyle bir yanılgı ki bu, ellerim daha çok üşüyor, lisanım sürçüyor. ölümü, öldürmeyi ve ölmeyi düşünüyorum her an. her saniye katil ya da maktul olmayı kurguluyorum. yahut ikisi bir arada. bu arada hala…

ve hiçbir şeye konsantre olamıyorum. gün içinde yaşayabileceğim en boktan anları biriktiriyorum. ama günün birinde, benden tek bir haber alamayacağını bileceksin. belki unutacaksın, başaramadığımı başarıp mutlu olacaksın ve belki de hiç olmamışım sayacaksın. merak etme, ölmeden önce bütün arkadaşlarımızı gömeceğim. arkadaşlıklarımızı. sana, benim ölüm haberimi iletme ihtimaline bürünmüş kimse kalmayacak etrafımda. tam istediğim gibi bir ölüm yaşacağım. yapayalnız ve mutsuz. çünkü bunu hakediyorum. çünkü ettiğim her dua bu yönde. çünkü tanrı bana söz verdi, bir dilek tut dedi; bildiğim bütün küfürleri ettim. eğer babam benim gibi biriyse, o hiçbir saygısızlığı bağışlamaz. eğer ben onun evladıysam, ben hiçbir bağışlanmayı kucaklayamam. yarın kıyamet kopmayacak ve biz aynı gün ölmeyeceğiz. seni gördüğüm ilk günden beri biliyorum bunu. çünkü seni gördüğüm ilk gün hiç kararmayacak ve biz birbirimizi sevmeyeceğiz. ne kadar bilirsem bileyim hiç değişmeyecek, alışamayacağım. bunu kabul etmeyecek ve git gide zararsız bir şeye dönüşeceğim. dünya zifiri karanlığa düşse, ben tek seferde seni bulup, sana sarılmayı başarabilirim. başarabilirdim. üzgünüm, her şeyi denedim. olmuyor. 

12 Haziran 2012 Salı

uçurum

12 Haziran 2012 Salı

-hayattaki en güzel şey, sevdiğin kadının orgazmına eşlik etmek ve yüzündeki ifadeleri görebilmektir. hayattaki en güzel şey, yeni doğmuş bir bebektir. onun kokusu. karanlıktır en güzeli. bir yalnızlıktır en güzel şey. kafan güzel bir anında, hafif bir esintiye karşı yürüyebilmektir. çoğu ölüm gibi, zamansız gülebilmektir. pürüzlü ve parçalama kabiliyeti yüksek bir uçurum. *ve uçurumdur birini sevmek.

-hemen her gece, yalnızlaştığım bir sırada oluveriyor her şey. her gece uçurumdan bir çocuk itiyor karanlık. yıldızlar kurtarmaya çalışmıyor çocuğu. doğa sarmalıyor cesedini. deniz büyütüyor olayı ve kabarıyor bazen, ama balıklar unutuyor. abartıyor olabilir, ama haksız da sayılamıyor. sonuçta hiçbir şey, hiçbir şeye alışmak zorunda bırakılamaz. buna göz yumuyor insan.

-''bir daha beni arama'' kararlılığı ile, ''seni hep seveceğim'' çaresizliği birer organ oldu. zayıf noktaları fazla ve yalanlar. ölüm cezasına çarptırılmış gözleri, özgürce bakmışlar yananlar. 24.09.2009

-etrafta çok ses vardı, kalabalığın kaçınılmaz şiddeti. herkesin biriyleriyle konuşacak bir şeyleri vardı. benim ne 'birileri'm, ne de bir şeylerim vardı. kendimden memnundum. hala yaşadığıma göre öyle olmalıydı ya da. çok sorunumuz vardı, ama üstesinden geliniyordu. insanların çoğu dinlemek istemediği müzikleri dinlemeye çalışıyor, izlemek istemediği filmleri zorluyor, okumak istemediği kitaplara horluyor, yaşamak istemediği acıları anılarla közleyip, yemekten haz almadığı yiyeceklerle doyuyorlardı. ya da bana öyle geliyordu, bilemiyorum. sırf hayatta kalabilmek için nefret ettiği işlerde çalışan, ya da çalışmaktan nefret ettiği halde çok fazla çalışan insanlardan bahsetmek bile istemiyorum. metro çıkışındayım. zorla yürüyen insanları takip ediyorum. herkes omuzlarında birileri varmış gibi yürüyor. yanaklarını birileri çekiştiriyormuşçasına tebessümler, gıdıklanıyorlarmış gibi attıkları boş, kulak tırmalayan kahkalar. ve yolu açmıyorlar. kendi çizmediğim yolum, tüm bu saçmalıklarla tıkanmış durumda. kalabalıktan hoşlanmadığım halde neden hala istanbul'dayım, bilmiyorum. aslında tüm bunları şehirden uzaklaşınca farkettim. farkettiğimi de şimdi farkettim yani. aslında bu yazı kadınlarla ilgili olmalıydı, çoğu şey gibi. nasıl buraya getirebilmişim, hayret. tanrım, kadınlar... neden onları bu kadar *güzel ve saçma sapan yarattın. açıklamayı türkçe istiyorum. tamam, lütfen! ha, güzel kadınlar için sana şükürler olsun yarık. 27.05.12

-duvardan fırlayan elektirik kablolarını izleyerek yeterince zaman geçirdiğimi farkettiğim anda, yerimden kalkarak doğruldum. bir de koca bir günün bittiğine üzülerek zaman kaybetmek istemedim. olanca gücümle ''olan oldu'' ifadesini sahiplendim ve kısa kestim. ayağa kalktım, banyoya gittim. yüzüme biraz su çarpıp, aynada suratımı izledim. oldukça nefret ettiğim bir hareketti bu, ama bir süre buna katlandım. bu, hayattan hiçbir tat alamayan, yalnız, mutsuz, sapık, çirkin ve her şeyden haberdar, hiçbir şeyi umursamayan surat ifadesine. balkona çıkıp birkaç tane sigara içtim. dünya bir süre şişirilmiş kaldıktan sonra, havası sönen bir balona benziyordu. gözüme öyle berbat göründü gökyüzü. bunalımlı ruh hallerimi sorgulamayı bıraktığımdan fazla üstelemedim manzarayı. hava kuru ve sıcaktı. çekirdeksiz, soğuk bir dilim karpuz düşledim. sonra tekrar yatağıma döndüm. yerde, yatağın kenarında duran ısınmış birayı alıp içtim. ne kadar keyifsiz bir olaydı. yatağa uzanıp yeni uyanmış numarası yaptım kendi kendime. ve gün tekrardan başladı. her şey aynı ilerledi, bahsettiğim gibi.

-bazen çok sevince de kaybediyorsun, dedi. arkasını döndü. yürümüyor, resmen sürünüyordu. sürünmekle süzülmek arasında, o kadar inceydi ya da. ''unutamayacaksın'' diye mırıldandı. ''hiç bitmeyecek'' dedim, ''her şeyin farkındayım''. tebessüm ettiğini hissettim. ağladığını farzedip omzunun üzerinden elimi uzattım. mendil felan yoktu elimde, sadece elimi uzattım. aynı incelikte, ama ters istikametteydi. oysa bana dönmesi gerekiyordu. bir yanlışlık olduğunu anladım ve hemen uyandım. uyandığımda karşımdaydı, gözleri yoktu. göz çukurları esirdi ve illegal bir geceydi. 02.06.12

-adın ne sorusuna, ''daha biletimi almadım'' şeklinde cevap verdiğim dönemlerdi. yaşımı sordurtmuyordum yani. benimle muhabbet etme çabalarını büyük bir ustalıkla sabote ediyordum. profesyoneldim bunu yaparken; ne gerekiyorsa, benden ne bekleniyorsa eksiksiz sergiliyordum. birileriyle konuşmak hiçbir zaman bana göre olmamıştı. ne anlatabilirim ki o birilerine?

henüz biletimi almadım. bir şehre gidip, bir semtte sızmadım. bir barında alkol alıp, karanlığında kaybolmadım. işte o zaman bir adım oluyor. ta ki o şehirden ayrılıncaya dek kullanacağım yeni bir ad. gerçek adımı unutalı yollar oldu. ama işin tuhafı onun adını unutamadım. beynimin içinde uyarıcı bir özelliği olmuştur bir de. mesela nostaljik tren yolculuklarında beklemediğiniz anda öten düdük gibi. ki düdük sesi beklemenin akıl-mantık tablosunda pek kabul edilebilir bir yanı da yoktur, ama neyse. sonra heyecanlı uçak yolculuklarında, mesela ilk defa uçağa binmiş birisi için türbülans olayı gibi. ben onun yüzünden yaşadığım şehirde nefes alamayıp şehri terkettim, ancak daha sonra seyahet etmek bağımlılık halini aldı. peki, kabul; hiçbir yerde huzur bulamıyor, nefes alamıyordum. sürekli kaçmam gerekiyordu. tren yolculukları, otobüsler, gemiler ya da uçaklar. sürekli toplu taşıma araçlarının birinden, bir diğerine gerili bir ipte geçen cambazlık hikayesi. üstelik sarhoşum. ama ne biliyor musun? bunca bindiğim toplu taşıma aracı, ben bindiklerime razıyım. fabrikaları ona girsin!

ne anlatabilirim ki o birilerine? hepsinin canı cehenneme! birileriyle konuşmak hiç bana göre değil. 22.08.11


*: gerçekten sevmek.

*: sadece güzel kadınlar için. her kadın bir çiçek olmadığı gibi, her kadın güzel de değildir. ve bu, sadece vücut hatları baz alınarak söylenmiş bir şey olmadığı gibi, gerçekleri göstermekten kaçınmayan şekillerden ibarettir.

16 Ocak 2012 Pazartesi

hiçbir şey / bölüm 2 - ''mersin / isyan''

16 Ocak 2012 Pazartesi

- çocukluğuna dair bir şeyler sormak istiyorum.

* neden bu istek?

- bazı şeyleri daha iyi anlamak adına. hakkında, değişmesini istediğim düşüncelerim var.

* değiştirme. isteklerin, çocukluğuma dair sorabileceklerini kısıtladı şu anda.

- inançlı bir adam mısındır?

* adam olduğum söylentidir. inancım, sabit değerler dışında anlık ve değişkendir.

- peki. tanrıyla, insanlarla olan ilişkilerinden bahsedelim mi biraz?

* babamdan ve dostlarımdan bahsediyorsun.

- tanrıyı baban, insanları dostların olarak mı addediyorsun?

* ben mi? ben böyle bir şey yapmıyorum. insanları pek sevdiğim söylenemez. hatta bazen, bazılarının ölmelerini gerektiğini düşünmüşümdür.

- ölüm hakkında ne düşünüyorsun?

* ölüm ebedi karanlık. yalnızlık konusunda değişen bir şey olmayacak ölünce. çünkü yaşamda ve ölümde, insanın hep yalnız olduğu gerçeğini kabullendim birkaç yıl önce. sonra ölüm keyifsiz bir olaydır. sigara içemezsin, alkol alamazsın, bir şekilde kafayı bulamazsın. güzel bir kız görüp şöyle bir süzemez, kahve içerken bir şeyler okuyamaz, yeni filmleri izleyemezsin. takılmaktan keyif aldığın insanlar bir de. birden siyah beyaz bir fotoğraf karesi halini alırsınız. siz soluk, onlar buruk. yani sevilen biriyseniz. belki ağlayanlar olur geceleri. gece beni hatırlatır onlara, yalnızlık gelir akıllarına. karanlık, asil ve yalnız biri gibi gelir odalarına, geceleri meçhul bir sigara dumanıyla. ben bir şekilde oluşacağım gözyaşlarında, ya da birbirlerinin gözyaşı yansımalarında. belki takılamayacağız, ama kısacası ölümsüzlüğümü koruyacağım. beni böyle bilsinler, böyle anımsasınlar.

- vasiyet gibiydi.

* ölümsüz biri vasiyet yazmaz. bunlar, bunlar sadece... öylesine anlattım. belki bi gün biri unutur, hatırlanmak istedim belki de.

- peki. çocukluğuna ve tanrıya geri dönelim.

* dinle o zaman;

küçükken, kendisine merhamet edilmesinden nefret eden bir çocuktum. ve biraz aşağılıktım. büyüdüm, hâlâ merhamet edilmesinden nefret ediyorum ve biraz da olsa aşağılık olmadığımı farkettim. sadece içimde aşırı bir sinir vardı. bu hep var. ben hep sinirli olacağımı, hep isyan edeceğimi de farkettim. bunlar gibi kontrol edemediğim birtakım şeyler var. kontrol edemediğim her şey canımı fena halde sıkıyor. kendi hayatımdaki her şeyi kontrol etmek benim en doğal hakkım olmalı. bir yarıtanrı için bu ufak bir şey olmalı. ve tanrıyla papazız. sürekli işime taş koymakla meşgul. bazen ona kızıyor, sağ yumruğumu göğe doğru çıkarıp, ''bütün gücün bu mu?'' diyorum. ''bütün gücün bu mu ha? tekrar dene. çünkü her seferinde ayağa kalkıyorum. bi daha vur!''. yıllardır kavgalıyız. ikimiz de bıkmadık ve pes etmiyoruz. birbirimizi kendi halimize de bırakmıyoruz. sürekli taciz ateşi. aramıza girmeye çalışanları sikertebilirim. buna yeltenenler oluyor, denemesinler. buna yeltenenleri o da sikertebilir. benden korkmayanlar varsa ki bu büyük bir hata, ondan korkabilir. riyakar piçler. ondan korktuklarına insanları inandırabilirler. ama söz konusu bensem, gözlerinde o korkuyu görene kadar girişebilirim onlara. o korku. ellerini kafa bölgesinde rastgele dolaştırdıktan sonra, ellerine bakıp gördükleri kan korkusu. tamam, göt korkusu. ölümden korkuyorlar. yaşamı sevmeleri bir yana, bilmedikleri şeylerden korkuyorlar. öldükten sonra olacaklar hakkında konuşuyorum şu anda. bunu bilemiyorlar ve korkuyorlar. ben aldırış etmiyorum. ''que sera sera'' lan işte. ne ölüm umrumda, ne sonrası. ama tanrı... o hep umrumda. aramızdaki ilişki, babamla aramdaki ilişkiyle tıpa tıp aynıdır. tanrı babamdır, babam tanrı. etliye sütlüye karışmaz bir yapıları vardır. ikisi de, oluşturana kadar güçlerini kullanmıştır. ikisi de kutsal. tüm bunların sonucunda babam ölürse, tanrı kavramının benim gözümde biteceği kesindir. belki babam olursam, bir baba olursam işler değişebilir. ama böyle bir şey planlarım arasında yok. her yeni gün bir sürü plan yapıyorum, ama hiçbiri sahada hayatta kalmıyor. sürekli plan olarak yaşamaya çalışıyorlar. hastalıklı. ve huzursuz. bana dünya üzerinde huzur yok. varsa öteki dünyayı denemek istiyorum. deneme kabinimi arıyorum.

- onunla farklı bir ilişkin var. bir yandan yine tapıyor, bir yandan savaşıyorsun. isyan, yarış ve savaş içindesin zaman zaman. hatta bazı anlarda sadece tanrı ve savaş.

* tanrı kendi savaşında son gücünü dünyayı yaratmak için kullandı ve hastalandı. kıyamet ona gücünü tekrar kazandıracaktı belki. bunun bir kısırdöngü olacağından korkuyor. yalnızlığı, onu yıprattı. o bencil değil, gücünü kazanmak için bizi harcamıyor. oysa kazanmak ve harcamak... tüm her şey arasında en olağan seçilmişti bunlar. denklemlerin atası, yaratıcısıydılar. bu söylediklerim seni ve insanları incitmesin. inandıklarınız hakkında ileri geri konuşuyormuşum gibi gelmesin. ben insanları suçluyor muyum? aslında çok kızgınım hepsine, tüm herkese. inandığım şeyleri yok etmeye yeltenmediler, daha ileri gidip yok ettiler. üstüne alay ettiler. aşkı, huzuru, insanlığı ve keyif aldığım her şeyi hiçe saydılar. tüm her şeyin içine ettiler. bazen yalnızlığa itildiğimi düşünüyorum. beni arafta bırakanları buraya bekliyorum, yanıma. herşeyin arasına. hiçbir şeyin tam ortasına.

- tüm anlattıklarının sonuna kendinden bir şeyler koyuyorsun. her şeyi kendine bağlıyor ve sanki bir final sahnesi konuşması gibi bitiriyorsun.

* belki korkuyorumdur.

- güzel konuşamamaktan ya da etkileyememekten mi?

* unutmaktan, belki unutulmaktan. her kelimeme, sonmuş muamelesi yapmaktan ben de sıkıldım. ya da korkmuyor da, bekliyorumdur. ölümü, öldürülmeyi. belki hiç hazır olamayacağım ölüm için. belki kimse hazır olmadı, ama ben farkettirmeden öleceğim belki. hiç yaşamamış biri gibi. bir yarısı hatırlanmayan, bir yarısı unutulmayan olaylardan, eksik yaşanmış anlardan oluşan bir ömürle kaybolmak.

- anlıyorum.

* yine yapıyorsun, anlamıyorsun doktor. anlamayacaksın. sen, ben değilsin. hiç olmayacaksın. vaktim doldu doktor. tekrar görüşür müyüz? bilemiyorum.

- bence gitmiyorsun, bahsettiğim bitirişi yapmadın.

* gidemiyor ve kalamıyorsam;

ben. ben ve arkadaşlarım. biz tanrının yüzünü dahi görmek istemediği çocuklarıyız. havva'dan yeryüzüne düşükleriyiz. havva elmayı yemeden önce, tanrı bizleri onun rahmine sakladı. tıpkı meryem'e yaptığı gibi. tıpkı isa'ya yapılan. ve tarih... tarih, tanrı'nın evlatlarına bir laneti olan acı dolu kaderlerine, zulüm serptiği için kendisinden utandı. ama ne tarih tekerrüre, ne tanrı bu zulüme göz yummaktan vazgeçmedi. işte final bu. üstümüze düşeni yapıyoruz. ve bize düşen rol, belediye tarafından zehirlenen köpekleri oynamak. önümüze konulan zamana çalışan, karın tokluğuna yaşayan ölüler. bize sunulanın, zehirli olduğunun farkındayız. zamanın zehirli olduğunu biliyor ve yine de yaşıyoruz. bizim burcumuz intihar, ama biz yine de...

' mersin'in kayıp insanlarına. ve efe'ye.

'tolga'ya, emre'ye, özgen'e, edi'ye, ethem'e, geo'ya, safa'ya, göktuğ'a, mustafa'ya, erman'a ve diğer arkadaşlara.
 
Design by Pocket
This template is brought to you by : allblogtools.com Blogger Templates