16 Ocak 2012 Pazartesi

hiçbir şey / bölüm 2 - ''mersin / isyan''

16 Ocak 2012 Pazartesi

- çocukluğuna dair bir şeyler sormak istiyorum.

* neden bu istek?

- bazı şeyleri daha iyi anlamak adına. hakkında, değişmesini istediğim düşüncelerim var.

* değiştirme. isteklerin, çocukluğuma dair sorabileceklerini kısıtladı şu anda.

- inançlı bir adam mısındır?

* adam olduğum söylentidir. inancım, sabit değerler dışında anlık ve değişkendir.

- peki. tanrıyla, insanlarla olan ilişkilerinden bahsedelim mi biraz?

* babamdan ve dostlarımdan bahsediyorsun.

- tanrıyı baban, insanları dostların olarak mı addediyorsun?

* ben mi? ben böyle bir şey yapmıyorum. insanları pek sevdiğim söylenemez. hatta bazen, bazılarının ölmelerini gerektiğini düşünmüşümdür.

- ölüm hakkında ne düşünüyorsun?

* ölüm ebedi karanlık. yalnızlık konusunda değişen bir şey olmayacak ölünce. çünkü yaşamda ve ölümde, insanın hep yalnız olduğu gerçeğini kabullendim birkaç yıl önce. sonra ölüm keyifsiz bir olaydır. sigara içemezsin, alkol alamazsın, bir şekilde kafayı bulamazsın. güzel bir kız görüp şöyle bir süzemez, kahve içerken bir şeyler okuyamaz, yeni filmleri izleyemezsin. takılmaktan keyif aldığın insanlar bir de. birden siyah beyaz bir fotoğraf karesi halini alırsınız. siz soluk, onlar buruk. yani sevilen biriyseniz. belki ağlayanlar olur geceleri. gece beni hatırlatır onlara, yalnızlık gelir akıllarına. karanlık, asil ve yalnız biri gibi gelir odalarına, geceleri meçhul bir sigara dumanıyla. ben bir şekilde oluşacağım gözyaşlarında, ya da birbirlerinin gözyaşı yansımalarında. belki takılamayacağız, ama kısacası ölümsüzlüğümü koruyacağım. beni böyle bilsinler, böyle anımsasınlar.

- vasiyet gibiydi.

* ölümsüz biri vasiyet yazmaz. bunlar, bunlar sadece... öylesine anlattım. belki bi gün biri unutur, hatırlanmak istedim belki de.

- peki. çocukluğuna ve tanrıya geri dönelim.

* dinle o zaman;

küçükken, kendisine merhamet edilmesinden nefret eden bir çocuktum. ve biraz aşağılıktım. büyüdüm, hâlâ merhamet edilmesinden nefret ediyorum ve biraz da olsa aşağılık olmadığımı farkettim. sadece içimde aşırı bir sinir vardı. bu hep var. ben hep sinirli olacağımı, hep isyan edeceğimi de farkettim. bunlar gibi kontrol edemediğim birtakım şeyler var. kontrol edemediğim her şey canımı fena halde sıkıyor. kendi hayatımdaki her şeyi kontrol etmek benim en doğal hakkım olmalı. bir yarıtanrı için bu ufak bir şey olmalı. ve tanrıyla papazız. sürekli işime taş koymakla meşgul. bazen ona kızıyor, sağ yumruğumu göğe doğru çıkarıp, ''bütün gücün bu mu?'' diyorum. ''bütün gücün bu mu ha? tekrar dene. çünkü her seferinde ayağa kalkıyorum. bi daha vur!''. yıllardır kavgalıyız. ikimiz de bıkmadık ve pes etmiyoruz. birbirimizi kendi halimize de bırakmıyoruz. sürekli taciz ateşi. aramıza girmeye çalışanları sikertebilirim. buna yeltenenler oluyor, denemesinler. buna yeltenenleri o da sikertebilir. benden korkmayanlar varsa ki bu büyük bir hata, ondan korkabilir. riyakar piçler. ondan korktuklarına insanları inandırabilirler. ama söz konusu bensem, gözlerinde o korkuyu görene kadar girişebilirim onlara. o korku. ellerini kafa bölgesinde rastgele dolaştırdıktan sonra, ellerine bakıp gördükleri kan korkusu. tamam, göt korkusu. ölümden korkuyorlar. yaşamı sevmeleri bir yana, bilmedikleri şeylerden korkuyorlar. öldükten sonra olacaklar hakkında konuşuyorum şu anda. bunu bilemiyorlar ve korkuyorlar. ben aldırış etmiyorum. ''que sera sera'' lan işte. ne ölüm umrumda, ne sonrası. ama tanrı... o hep umrumda. aramızdaki ilişki, babamla aramdaki ilişkiyle tıpa tıp aynıdır. tanrı babamdır, babam tanrı. etliye sütlüye karışmaz bir yapıları vardır. ikisi de, oluşturana kadar güçlerini kullanmıştır. ikisi de kutsal. tüm bunların sonucunda babam ölürse, tanrı kavramının benim gözümde biteceği kesindir. belki babam olursam, bir baba olursam işler değişebilir. ama böyle bir şey planlarım arasında yok. her yeni gün bir sürü plan yapıyorum, ama hiçbiri sahada hayatta kalmıyor. sürekli plan olarak yaşamaya çalışıyorlar. hastalıklı. ve huzursuz. bana dünya üzerinde huzur yok. varsa öteki dünyayı denemek istiyorum. deneme kabinimi arıyorum.

- onunla farklı bir ilişkin var. bir yandan yine tapıyor, bir yandan savaşıyorsun. isyan, yarış ve savaş içindesin zaman zaman. hatta bazı anlarda sadece tanrı ve savaş.

* tanrı kendi savaşında son gücünü dünyayı yaratmak için kullandı ve hastalandı. kıyamet ona gücünü tekrar kazandıracaktı belki. bunun bir kısırdöngü olacağından korkuyor. yalnızlığı, onu yıprattı. o bencil değil, gücünü kazanmak için bizi harcamıyor. oysa kazanmak ve harcamak... tüm her şey arasında en olağan seçilmişti bunlar. denklemlerin atası, yaratıcısıydılar. bu söylediklerim seni ve insanları incitmesin. inandıklarınız hakkında ileri geri konuşuyormuşum gibi gelmesin. ben insanları suçluyor muyum? aslında çok kızgınım hepsine, tüm herkese. inandığım şeyleri yok etmeye yeltenmediler, daha ileri gidip yok ettiler. üstüne alay ettiler. aşkı, huzuru, insanlığı ve keyif aldığım her şeyi hiçe saydılar. tüm her şeyin içine ettiler. bazen yalnızlığa itildiğimi düşünüyorum. beni arafta bırakanları buraya bekliyorum, yanıma. herşeyin arasına. hiçbir şeyin tam ortasına.

- tüm anlattıklarının sonuna kendinden bir şeyler koyuyorsun. her şeyi kendine bağlıyor ve sanki bir final sahnesi konuşması gibi bitiriyorsun.

* belki korkuyorumdur.

- güzel konuşamamaktan ya da etkileyememekten mi?

* unutmaktan, belki unutulmaktan. her kelimeme, sonmuş muamelesi yapmaktan ben de sıkıldım. ya da korkmuyor da, bekliyorumdur. ölümü, öldürülmeyi. belki hiç hazır olamayacağım ölüm için. belki kimse hazır olmadı, ama ben farkettirmeden öleceğim belki. hiç yaşamamış biri gibi. bir yarısı hatırlanmayan, bir yarısı unutulmayan olaylardan, eksik yaşanmış anlardan oluşan bir ömürle kaybolmak.

- anlıyorum.

* yine yapıyorsun, anlamıyorsun doktor. anlamayacaksın. sen, ben değilsin. hiç olmayacaksın. vaktim doldu doktor. tekrar görüşür müyüz? bilemiyorum.

- bence gitmiyorsun, bahsettiğim bitirişi yapmadın.

* gidemiyor ve kalamıyorsam;

ben. ben ve arkadaşlarım. biz tanrının yüzünü dahi görmek istemediği çocuklarıyız. havva'dan yeryüzüne düşükleriyiz. havva elmayı yemeden önce, tanrı bizleri onun rahmine sakladı. tıpkı meryem'e yaptığı gibi. tıpkı isa'ya yapılan. ve tarih... tarih, tanrı'nın evlatlarına bir laneti olan acı dolu kaderlerine, zulüm serptiği için kendisinden utandı. ama ne tarih tekerrüre, ne tanrı bu zulüme göz yummaktan vazgeçmedi. işte final bu. üstümüze düşeni yapıyoruz. ve bize düşen rol, belediye tarafından zehirlenen köpekleri oynamak. önümüze konulan zamana çalışan, karın tokluğuna yaşayan ölüler. bize sunulanın, zehirli olduğunun farkındayız. zamanın zehirli olduğunu biliyor ve yine de yaşıyoruz. bizim burcumuz intihar, ama biz yine de...

' mersin'in kayıp insanlarına. ve efe'ye.

'tolga'ya, emre'ye, özgen'e, edi'ye, ethem'e, geo'ya, safa'ya, göktuğ'a, mustafa'ya, erman'a ve diğer arkadaşlara.
 
Design by Pocket
This template is brought to you by : allblogtools.com Blogger Templates